BolununSesi, ne belediyeden, ne de devletten 1 krş. almadan, tenezzül bile etmeden yaşayan TEK gazetedir

30 Ağustos.. Şehitler..

30 Ağustos.. Şehitler..
    1 Eylül 2026

    30 AĞUSTOS.. ŞEHİTLER.. "Eyvah!" dedim,"vallaha o, ondan başka kimse ...

    30 Ağustos.. Şehitler..30 Ağustos.. Şehitler..30 Ağustos.. Şehitler..30 Ağustos.. Şehitler..30 Ağustos.. Şehitler..30 Ağustos.. Şehitler..

         30 AĞUSTOS.. ŞEHİTLER..
           "Eyvah!" dedim,"vallaha o, ondan başka kimse aramaz bu saatte'' ''Bolu'ya geldin beni aramadın! diyor.. ''Şurda bi Çetin olacaktı gidip bi yoklayayım, hatırını sorayım demedin..'' ''Aşkolsun ! dedim, ''gelsem uğramam mı? Sen beni birine benzettin anlaşılan.. Ankara'dayım ben..'' 
    * * *
          Son yazımda ''Ilıca yolunda çalışan minibüsler Susuzkınık'lı Pire İsmail ile başladı'' demişim.. ''Pire İsmail Ilıcakınıklıydı'' diyor, ''nerden çıkardın Susuzkınığı.. Kaplıca'ya giden ilk minibüs şoförü de 'Silahsız' lakaplı biriydi.. Bilip bilmeden yazıyorsun.. 
    * * *
           ''Kapadın mı gene lan.. Aloo..! Kapa bakalım kapa.. İki gün sonra ''Seher Hanım'ın fotoğrafı var mıydı' diye ararsın, Edip Bey'in soyadı neydi diye koşarsın peşimde..''
    * * *
           ''Yok yahu ne kapatması Çetin'' derken zor tutuyorum kendimi.. Tuna kahvesinde çıkardığı kavga geliyor aklıma.. Gerilip gerilip kavga ettiği adamın sırtına atlaması geliyor.. Adamın sırtına yerleşip, ayaklarını beline dolaması..
    * * *
          Aslında 30 Ağustos Zafer Bayramı diye aramış.. Kurtuluş şavaşından, verdiğimiz şehitlerden, Bolu'da kurulan Redif taburlarından, onların Karaçayır'daki talimlerinden bahsedeyim diye.. Teğmen Deli Fikret'ten yardımcısı Deli Refik'ten..
    * * *
           Ben bunları çok yazdım halbuki.. Sivil  elbiseleriyle savaşa katılıp bir çoğu  geri dönemeyen Bolulu askerleri, 'Bolu Lisesi'nin Çanakkale savaşlarına katılan öğrencilerini, hocaları Mehmet Kemal Efendinin esir düşmesiyle başsız kalıp bir daha geri dönemeyen çocukları.. 
    * * *
           412 şehitle Antep'e Gazi unvanı verilmiş dedim, Urfa'ya 51 şehitle 'Şanlı' unvanı verilmiş.. 150 şehidi var diye Maraş'ı 'kahraman' ilan etmişler'' dedim.. Bize 1419 şehidimize karşılık 'Safranbolu, Kastamonu 'Şanlı Bolu' kalmış'' dedim.. Gavurlar Mahallelisi'nden Kirkor abi'yi bile yazdım bir yazımda.. Cephede yaralanan, Çanakkale Devlet Hastanesi'nde 16 mayıs 1915 günü vefat eden Kirkor abi'yi..
    * * *
             VESİKALIKLAR..
            Bu biyometrik vesikalıklar var ya, kim icat ettiyse Allah'ından bulsun.. Adam ''Kulaklar görünecek'' diye diye strese soktu beni.. ''Bu olmamış, bu hiç olmamış, bunu kabul etmezler..''
    * * *
           ''Bu güzeldi, bu kalsın'' diyorum, ''bu eskisinden hallice..'' ''yok! diyor ''sağ kulak tam çıkmamış..'' İyi de kulağımın olanı bu birader.. Sinir geldi.. Altı üstü bir vesikalık.. Senin çekeceğin fotoğrafın da, elindeki makinenin de, sana fotoğraf çektirmeye gelenin de..
    * * *
           Nasıl aramazsın bizim eski fotoğrafçıları.. Arman'ın, Tevfik Türk'ün, Kemal Şen'in çektiklerini.. Çektikten sonra 'giyotin' gibi bir aletle kenarlarini ''kırt, kırt, kırt'' diye kesip çeyrek bir zarfın içine koyarak verdikleri..
    * * *
           Fotoğrafçı deyip geçmemek lazım, sinema makinasını ilk defa fotoğrafçı Suphi bey getirmiş şehre.. Gerçi onların dönemine pek yetisemedik biz.. Eskilerden Foto Cevat Kızıltan'a yetişebildik biraz.. Onun duvarda asılı kemanı ile mangalda küllerin içine sürülmüş cezvesi kalmış aklımda.. Aynanın kenarına iliştirilmiş bir kravat, kapının arkasına asılı 'Fotoğrafçı Ceketi'..
    * * *
           Kimler geldi kimler geçti o meslek grubundan.. Ferhat, Emin ve Oktay Arman, Mehmet Sak, Ziya bey, Emin Kavarna, Cevat Kızıltan, İbrahim Yorgancı, Kemal Şen, Tevfik Türk..
    * * *
           ''Fıratlı Mektepliler Pazarı'' bile fotoğrafçı dükkanıymış eskiden.. Rahmetli Emin Fıratlı resmi bayramlarda öğrencilerin fotoğraflarını çekip dükkanın camına asıyormuş sahipleri görüp alsınlar diye.. 
    * * *
           Ben ne zaman bir fotoğrafçı vitrinine rastlasam aklıma Ziya Osman Saba ve onun ''Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi'' adlı kitabı gelir.. Sanki Emin Arman'ın dükkanı anlatılıyor zannederim okurken..  Vitrinde bir çoğu aramızda bulunmayan, güler yüzlü insanlar, gelin-damat fotoğrafları.. Ve benim her izine geldiğimde ''acaba hala duruyor mu diye bakmaya gittiğim çocukluk arkadaşım.. ''Nokta noktam''.. Boyumuzu ölçüp işaret ettiğimiz çizgiler ev ylkılana kadar durdu Semerkant'daki evin bahçe kapısında..
    *
          Dün bir dosttan uzun bir mektup aldım
          Beni anlatmış sana
          Ve sen ona ve sen ona
          Unuttum artık onu demişsin
          Unutamazsın nokta noktam
    *
          Çünkü sen,
          Bende esen hala o kavak yelisin
          Unutamazsın
          Kan değil tüküremezsin
          Ruj değil silemezsin..
    * * *
           BAYRAMLAR..
            "Her bayram aynı terane.. Aah ah, nerde o eski bayramlar.. Valla biz öyle güzel bayramlar falan görmedik. Her şey de öyle rüya gibi falan değildi.. Her bayram gidip; bütün müşterilerin elini öptüğümüz kahvehaneler vardı.. Bir dondurma arabasının peşine takılmayı oyun saydığımız günler, pastacı Kara Ahmet'in tencerelerini sıyırmak için kapısında beklediğimiz..
    * * *
           Güzel olan çocukluktu belki.. Ölümler, hastalıklar, ayrılıklar, yoksulluk.. Hepsi vardı.. Çocuk olduğumuz için farkında değildik bunların.. Şimdiki çocuklara 20 yıl sonra sorsan onlar da muhtemelen ''Nerde o eski bayramlar'' diyecekler..
    * * *
        YALNIZLIK..
              Yalnızlık zor iş.. Ahmet Nadir'in bir apartmanda tek başına yaşadığı yıllarda yazdığı bir şiiri var; “Kendi kapımı çalıp, merdiven altına saklandım kimi geceler'' diyordu şair o şiirinde; ''Kendi kapımı çalıp, merdiven altına saklandım kimi geceler / Komşular, kimsesi yok demesinler..''
    * * *
            Geçen gün Bekir Coşkun'un ''Titanik Kemancıları'' adlı kitabında rastladım aynı şiire.. Hem o şiir vardı kitapta, hem de Bekir Coşkun'un o şiire atıf yaparak anlattıkları.. Bana Bolu'da yaşadığımız depremleri hatırlatan.. O yazıdan birkaç paragraf..
    * * *
            ''Depremden bir süre sonra, aklımda kalan bir fotoğraf; Bir felaketzede, muhtemelen evinden geri kalan bir eski tahta kapıyı sırtına almış götürüyordu.. Nereye? O da bilmiyordu belki..''
    * * *
           ''Uzun zaman o afetzede adamı ve kapısını düşündüm'' diyor  Bekir Coşkun.. ''Düşündükçe yavaş yavaş kapı benim sırtıma geçti.. Sırtımda bir kapı ile dolanmaya başladım bir zaman..''  
    * * *
            Ve devam ediyor; ''Ben olsam ben de kapımı kimseye vermezdim.. Alıp giderdim kapımı.. Boş arsada arada bir geçerdim içinden.. Belki arkasında oturur, arada bir “Kim o?” derdim.. Ya da canım mı istemedi; evde yokmuşum gibi yapardım.. Ama bir hasret, bir özlem, bir umut varsa durup durup seslenirdim boş arsadaki kapımın arkasından; “Kim o?..”
    * * *
         Hoşça kalın arkadaşlar..
         Erdoğan Mühürcüoğlu.. 
     

    • Erdoğan Mühürcüoglu 5 Eylül 2026 . 14:36

      tüm yorumlar için teşekkürler.. Bakktim da; ne kadar güzel yorumlar.. Hele bazıları.. Sahiplerini çok merak ediyorum gerçekten.. Yorumunda "Delisiz olmaz abi :) Deli olmayınca hep bişeyler eksik kalıyor" diyen arkadaşım.. İlk yazımda bütün delileri salacagim ortalıga söz..?
    • Haşim AKMAN 5 Eylül 2026 . 00:30

      Yüreğine gönlüne kalemine sağlık harkulade amcam benim saygılar
    • ...2 Eylül 2026 . 11:20

      Delisiz olmaz abi :) Deli olmayınca hep bişeyler eksik kalıyor; yazıda da, hayatta da! Tatsız tuzsuz aş gibi. Aman! Numunelik de olsa kaleminin ucuyla mâziden bir-iki deliyi diriltip kağıdın üzerinde, harflerin arasında kımıldat. Konuşmasalar da, yazının içinde saklandıkları yerden kaş göz edip dil çıkarıp kaçsınlar. Ya da köstebek misali kağıdı delip, harflerin arasından kafalarını uzatıp bir görünüp bir kaybolsunlar; her zamanki gibi. (Bu arada, bugünkü delilerimiz Teğmen Deli Fikret ile yardımcısı Deli Refik de enteresan; Fikret’in sonundaki t’yi atınca kalan hecelerden bir Refik; Refik’e bir “t” ekleyince de kalan hecelerden bir Fikret daha çıkıyor. :) Bu arada; teşekkürler, eline sağlık ve çok selam..
    • Ahmet ÖZER2 Eylül 2026 . 10:41

      Erdoğan bey; pire İsmail,evet Ilıcakınık köyündendir ( şimdi Karacasu belde belediyesine bağlı) uzun yıllar köy muhtarlığı yapmıştır. 1980 lı yıllarda örnek muhtar seçilmiştir. Saygılarmla.
    • Öyle işte..2 Eylül 2026 . 10:26

      Zavallı Kirkor abi. Sana borcumuzu nasıl ödeyecez? Sen de herkes gibi 1915 yılında memleketin Bolu’dan çoluğunu çocuğunu geride bırakıp 1.420 arkadaşınla beraber Çanakkale’de cepheye koş, kanını, canını vatanına milletine feda et, hemşehrilerinden 1.419’unun payesine “şehitlik”, seninkine “vefat” düşsün! Olsun be Kirkor abi. Şehit demeseler de cephede vefatında da vardır bir hayır; senin için de bizim için de. Dönseydin nasıl bakacaktık yüzüne?! Fahrından ölmek, kahrından ölmekten iyidir kim bilir! Bolumuzdan da cepheye koşup vatan borcunu canlarıyla ödeyen bütün hemşehrilerimizin ruhları şad olsun, hepsine Allah rahmet eylesin; sadece şehit olan 1.919’una değil, 1.920’sine de! Şşşşş!.. Rahman’ın vâsi rahmeti hepsine yeter.
    • hüseyin kapdan2 Eylül 2026 . 09:11

      GERCEKTEN TAKDIRE SAYAN BIR YAZI OLMUS ERDOGAN BEY YALNIZLIK BOLUMU,BAYRAMLAR AYRI BIR DEGER KATMIS YAZINIZA KALEMINIZE SAGLIK
    • Rafet2 Eylül 2026 . 00:14

      NE OLACAK BU BOLUSPOR'UN HALİ.. Yine kitlediler..!! İstifa eder mi ki, daha da batırmadan..!!

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Erpiliç

    GÜNÜN SÖZÜ

    Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Abant Pansiyon