bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

En ağır yük 

KONUK YAZAR

Konuk Yazar

       En ağır yük 
       Sayın okuyucular, bu gün -haddim olmayarak – biraz bilgiçlik yapmak istiyorum. Görüldüğü gibi yazımın başlığı, EN AĞIR YÜK. Diyeceksiniz ki neymiş bu en ağır yük? Gelin hep beraber- sizler düşünerek ben ise yazarak - bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım; İnsanoğlu, HOPPALAA konuya giremeden kafayı taktım bu İNSANOĞLU sözüne. Neden insan “oğlu” veya Adem “oğlu” deniliyor da insan “kızı” veya Adem “kızı” denilmiyor? Erkek egemenliğinden mi geliyor BİLMİYORUM. Tevazuumu gördünüz mü? Bilmediğim hususu da itiraf ediyorum. “ Bu kadar kusur kadı KIZINDA da olur” diyerek cahilliğime bağışlayın. Haydiii “laf lafı açıyor” derler ya burada da “bu kadar kusur kadı kızında da olur” ata sözünde kadı “oğlu”yok” kadı “KIZI” var. Peki neden kadı “oğlu” yok da kadı KIZI var. Haaa onu biliyorum, izaha çalışayım: Burada beceriden, maharetten, kusurdan söz ediliyor. Yani bu kadar kusur kadı kızında da olur derken kadınların daha becerili olduğu ima ediliyor. Şimdi dönelim başa, nasıl başlamıştık? İnsanoğlu demiştik, insanoğlu - özellikle evin geçimi omuzlarında olanlar- bazen ekonomik zorluklarla karşılaştıklarında “ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım” der, bazen çok sevdiği birisini kaybettiğinde yine “ben bu YÜKÜ (acıyı) kaldıramayacağım” der, eşinden devamlı şiddet gören “ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım” der. Ve bu feryatların sonu zaman zaman –ne yazık ki-dramla biter. Ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım ifadesi, çekilmezliğin, çaresizliğin dışa YANSITILMASIDIR. Bir anlamda o sıkıntılı durumdan kaçmanın da gerekçesidir. Bir de dışa YANSITILMAYAN “YÜK” vardır ki işte o yük VİCDANİ YÜKTÜR. İşte bu “YÜK” EN AĞIR YÜKTÜR. Vicdan, insanın iç benliğinde var olan MAHKEMEDİR, MUHASEBEDİR. Vicdanın verdiği ceza ise AZAPTIR. Buna VİCDAN AZABI denir. Bu azap bazen o kadar çekilmez hale gelir ki insanın ruhsal dengesini bozar. İçsel dünyada kaos başlar. Vicdan azabı bu dünyadaki en ağır azaptır. Bir de “KAMU VİCDANI” vardır.      
        Buna toplum vicdanı da diyebiliriz. O vicdan da toplumun, bir vicdansızlık karşısında gösterdiği vicdani tepkidir. (Bu husus yazımın konusu dışındadır, ayrı bir yazı konusu yapılabilir) Peki bu durum her insanda oluşabilir mi? Yani her insan yaptığı bir vicdansızlık karşısında iç benliğinde oluşan o vicdani yükü hisseder mi? İşte asıl mesele burada. Maalesef vicdanları körelmiş, sağır-dilsiz olmuş bazı kişilerin böyle bir “DERDİ”! yoktur. Ben askerliğimi yedek subay olarak Bolu’da yaptım. Alay komutanımız bir gün alayı karşısına aldı, bazı ikaz ve nasihatlerde bulundu. Bu ikaz ve nasihatlerin arasında hala hiç unutmadığım bir cümlesi vardı ki –yeri geldiğinden- onu siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum; “Eğer bir insanın “AR DAMARI” çatlamışsa, VİCDANI KÖR VE SAĞIRSA o insan serseri mayın gibidir, ondan uzak durun” dedi. Peki “ar damarı çatlamak” ne demektir diye soracak olursanız: Bu soruya verebileceğim cevap şudur; Utanmazlık durumudur. “Ar” sız (arsız) kelimesi de bunu ifade eder. Bu kez de “utanma” nedir diye soracağınızı tahmin ediyorum; O da “mahcup olmak, çekinmek” dir. Utanmak bir anlamda duygu, düşünce ve davranışların firenidir. İşte o fireni patlayan kişi serseri mayın gibi olur. Albayımın anlatmak istediği de bu idi. Hani adamı idama götürürlerken “son sözün nedir” diye sorulduğunda “bu da bana ders olsun” dediği gibi albayın söyledikleri de bana ders olmuştur. Ar damarı çatlamışlardan, vicdan fukaralarından mümkün olduğunca uzak durmuşumdur. Şimdi bu uzun girizgahtan sonra gelelim anlatmak istediğim konuya; Bu gün öyle bir DÜNYADA yaşıyoruz ki, makam-mevki, maddiyat hırsları vicdanları kör ve sağır etmiştir. Bana göre bu durum kapitalizmin doğurduğu canavardır. Peki bu yargıya nasıl vardın? diyenleriniz olabilir. El cevap; Sizler ayrı dünyada mı yaşıyorsunuz? O vicdansızlar, emekli maaşını alan yaşlı amcanın maaşını –allem-kullem edip -elinden alıyorlar, hırsızlık, dolandırıcılık aldı başını gidiyor. Bu örnekleri bir bir saymaya kalksam gazetenin sütunları yetmez. Bunlar doğrudan maddiyata dayalı vicdansızlıklardır. Bir de gelecekteki maddi menfaatlerini düşünerek makam mevki hırsı ile insanlığı, hakkı, hukuku ayaklar altına alan vicdansızlar vardır ki işte benim bu yazımda gündeme getirmek istediklerim bu tiplerdir. Ne yazık ki bugün bunların at koşturduğu bir dünyada yaşıyoruz. Vicdanları sızlamadan personel alımlarında, bizdendir, bizden değildir ayırımı yapanlar, sınav sorularını el altından kendi yandaşlarına ulaştıranlar, topa vurmasını bilmeyenleri bu bizdendir diyerek futbol takımına kaptan yapanlar, aldıkları talimatlarla masum kişileri ceza evlerinde sürüm sürüm süründürenlerdir. Sayın okuyucular, gelelim yazımın püf noktasına; Eyyyyyy DİYANET ve din görevlileri, kadının giyimi ile, dudağının boyası ile, eteğinin boyu ile, Bekri Mustafa’nın içkisi ile bu kadar uğraşacağınıza, Yunus Sure’sinin 27. Ayet’inde Yaradan’ımız,” o kötüler var ya, onlar cehennemliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır” buyurduğuna göre ”KÖTÜ” olanların körelmiş vicdanlarını yeşerterek hem onları hem de toplumları felaha erdirseniz, o zaman sizlerde Yaradan’ımızın cennet vaat ettiği “iman edip amel-i salihde bulunan kullar zümresine katılsanız olmaz mı?
          Sayın okuyucular, yazımda belirttiğim görüşlerime yönelik olarak eleştiri alacağımı sanmıyorum. Yine de olursa diye cevabımı şimdiden veriyorum; Yarası olan gocunur.
Hoşça kalın.
                                                      İlhami Candemir

 


Yazarın diğer yazıları:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: kamuran@bolununsesi.comEmail: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak