bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Çiçekler ve Mendil Dino Amca’nın elinde kaldı

Adilane

Adil Gürkan

        DÜŞ-ünü-YORUM     

      Çiçekler ve Mendil Dino Amca’nın elinde kaldı
Dino Amcanız bir zamanlar Kaş’ta çalışıyordu. Harika bir butik otelde yöneticiydi. Bu otele girişi ilginç bir tesadüf sonrası olmuştu. Bu ayrı bir hikaye konusudur ve vakti gelince o da kaleme alınacaktır…

Bundan yaklaşık 30 yıl önceden bahsediyoruz. 1980’lerin sonları. Oteller o zaman böyle yolgeçen hanı değildi. Hiçbir yerde tutunamamış işsizler değil, mesleği sanat gibi icra edenler çalışırdı. Bu da ayrı bir hikaye konusudur. Bir gün kaleme alınacaktır.

Dino Amca tam da ‘dağdan indim düze’ misali gelmişti bu şirin kasabaya. ( Burada Dino’ya sağlam bir yuh çekilebilir) Dino bu otelde çalışmak için iş teklifi alana kadar Türkiye’de Kaş diye bir kasaba olduğunu bile bilmiyordu.

Dino Amca’nın o güne kadar deniz ile bütün alakası öğrencilik yıllarında, İstanbul’un Karaköy iskelesi ile Haydarpaşa arasındaki 20 dakikalık vapur yolculuğundan ibaretti. Yüzmek falan hak getire… Bu otele işbaşı yaptıktan beş ay sonra deniz ile tanıştı Dino Amcanız. Ama ne tanışma….

Buyurun o zaman…

Aylardan Mayıs. Otel de börtü böcek misali kış uykusundan uyanmış. Hava, o karanlık kış günlerinin yarattığı ruhsal tahribatı bir an önce tedavi etmek istercesine aydınlık ve sıcacık.

Dino Amcanız Kaş’ta o günlere kadar hayalinde bile görmediği güzellikler görüyor. Hem de ne güzellikler. E tabi Dino Amcanız o zamanlar, gençliğin son demlerinde de olsa yine de genç sayılır. Kanı hala kaynıyor… O daracık Kaş sokaklarına çıktığında, kafası yuvasına takılan ampul misali dönüyor

Bu Avrupalı afetlere de kadın deniyor… Güzel deniyor… Ama bu ahir zaman kusursuz heykellerine sadece ‘ güzel kadın’ demek ve orada bırakmak da ayıp oluyor. O renk, boyut, altın oran, eda, yürüyüş, bakış şahanelerine daha farklı şeyler söylemek lazım.

İlkokuldan sonra sadece erkeklerin okuduğu bir yatılı okula girmiş. Hemen ardından da yine erkek ağırlıklı bir Üniversiteye postalanmış. Erkeklerin okuduğu kolejde sekiz yıl hep sakallı, bıyıklıları görmeye alıştıktan sonra, Üniversitede ilk şokunu yaşamış. Türkiye’de genç kızlar varmış meğer… Hatta çok güzel genç kızlar varmış.

Neyse… O yıllar da ayrı bir hikaye konusudur. Fırsat olursa elbette o günler de kayda alınacak ve sevgili okurlara aktarılacaktır.

Meğer 160 cm üzerinde kadın da oluyormuş

Üniversite yılları dahil 160 santimden daha uzun kadın pek görmeyen Dino şimdi adım başı kendisinden bile uzun boylu kuğular, ceylanlar, afetler ile karşılaşmaktadır.

Neyse ey okur… Başta farklı bir başlık attık. Dino’nun denizde dev dalgalarla imtihanı dedik. Merak uyandırdık. Şimdi lafı evelemeden gevelemeden sadede gelelim.

O gün otele üç güzel geldi ki, amanın… Amanın… Üçü de 180 santim civarında… Saçlar… Kaşlar… Gözler… Gülüş… Bakış… Konuşma… Hani biblo derler ya... Tam da öyle işte…

Dino ilk önce Allah’a teşekkür etti. Birçok nedenden ötürü… Önce bu güzellikleri görmesini sağlayan bir çift göz için.. Bu güzelliklerin ağzından çıkan her lafı, her kahkahayı duyan kulaklar için… Veee elbette… Bu üç güzel ile konuşabilmesini sağlayan İngilizceyi bu kadar mükemmel öğrenebildiği o koleji kazandığı için…

Dino bu sefer kafayı takmıştı. Bu üç güzelden birini mutlaka tavlayacaktı.

Tavlamalıydı..

Yahu, komşu pansiyonun satın alma, temizlik işlerine bakan arkadaşı Zühtü her gün bir başka afet ile gününü gün ederken, Dino daha hiçbir afet ile tokalaşmamıştı bile…

Üç güzel geldi… Bir geldi. Pir geldi.

Zamanlardan Mayıs’ın sonu… Hava muhteşem bir Kaş yazını müjdelercesine ılık… Sakin.. Deniz nazlı bir gelin gibi..

Dino, yana yakıla üç selviye yaklaşmanın yollarını arıyordu. Bir akşam yemeğinde fırsat ayağına geldi. Otel sahibi Dino’dan servise yardımcı olmasını rica etti. Hem de üç selvinin masasının olduğu bölümün…

Balıklama daldı. Tut ki kırk yıllık bir garson gelmiş, iş başı yapmış. Takır takır çalışıyor. Bir ara fırsatını buldu. Masalarını temizlerken kızlara selam verdi.

Hollandalılarmış… E doğaldır…  Bu boy ve endam ile Asyalı, Orta Doğulu olacak halleri yoktu ya… Bu boy ancak Hollanda’nın münbit topraklarında böyle büyürdü…

Bülbül gibi İngilizce şakımaya başladılar…

Servis ilerledikçe sohbet de gelişti.. Onlar içtiler güzelleştiler… Dino yutkunurken şişti.. Onlar güzelleşti… Dino yutkundu.. Onlar iki şişe şarabın dibine vurdular. Dino onlara bakarken sarhoş oldu…

Dino planını kurdu…

O günlerde Kaş’ın tadı o tertemiz sahillerinde bir mini Mavi Tur ile çıkıyordu. Kaş ile Simena arasındaki o cennet rota insanın ömrüne ömür katardı.

Hemen bu kulvardan daldı mevzuya…  Tekne turu…

Zaten Dino ve benzeri Anadolu kavruklarının tek taktiği de budur.. Yani ‘ Şiş kebaaap, rakiii’ çapaçulluğunun bir tık üstü…

Anadolu’nun kadınsız, renksiz, heyecansız kasabalarındaki tek tip sosyal zincirlerden boşalıp Akdeniz’in dişi havasına kapılan her kavruk delikanlı hatunlara yaklaşmanın en basit yolunun tekne turu olduğuna inanır…

Ben Türkçesini yazayım… Siz bunun ahulara İngilizce söylendiğini anlayın…

-       Kaş’ı nasıl buldunuz?

-      Henüz doğru dürüst gezemedik… Ama ilk izlenimimiz harika… Sadece otel çevresini görebildik…
Offfff… Körün istediği bir göz… Allah verdi kırk göz… Dino coştu.

-      Bakın bu olmadı Kaş’ı hemen tanımalısınız… Zamanınız az. Gezecek o kadar çok yer var. Bir plan yaptınız mı?

-      Hayır, plansız yaşarız biz. Daha genciz. Planlar yaparak yaşamak için daha çok zamanımız var. Onu yaşlılara bırakalım..

Al buyur… Bu da kılçık oldu işte… Dino’nun saçında her nasılsa oluvermiş birkaç beyaz tel var. Ona mı laf soktu acaba?

-      Ne yani… Ben yaşlı mı oluyorum şimdi? Bana yaşlı dediniz.

-      Bu nereden çıktı şimdi?

-      Siz benim yaşlı olduğumu ima ettiniz..

-      Hayır.. Onu demek istemedik… Sizin dilinizde bir laf var, ne derler, …………….uktan nem kapmak… Sizinki de o hesap yani…

-      E ama biraz terbiye sınırı aşılmadı mı şimdi?

Haydaaa… Kılçık bombardımanı başladı… Şimdi de pimpirikli yaptı Dino’yu iyi mi?..

-      Ehm… Ben yanlış anladım… Özür…

-      Evet… Bizi de üzdünüz biraz… Bunun bedelini ödemelisiniz..

Bedel ödemek? Aman Tanrım… Yahu fırsat ayağına geldi işte Dino’nun. Salonun ortasında çiftetelli oynamamak için zor tuttu kendisini… Yine de işi sağlama almak istedi.

-      Bedel ödemek? Nasıl yani?

-      Biz Türkiye’ye gelmeden önce Hollanda’da Türk arkadaşlarla çok konuştuk ülkeniz hakkında. Geleneklerinizi, sosyal hayatınızı çok iyi biliyoruz. Siz çok konuksever bir milletsiniz. Bu nedenle bize böyle davranmanıza üzüldük. Yakışmadı..

-      E neyin yakışacağını siz söyleyin o zaman..

-      Biz sizin çok güzel bir lafınızı daha biliyoruz..

-      Neymiş o?

-      Ağanın eli tutulmaz… Siz Türklerin çok ilginç sözlerinden birisidir bu..

Aman Allah’ım…

Hayat Dino’ya tatlı bir şaka yapıyor olmalı…

Birileri bir senaryo yazdı. Dino ile kafa buluyorlar.. Daha bu kızlara leb demedi… Onlar Çorum Leblebisinin künyesini yazmaya başladılar sanki..

Bu fırsat kaçar mı? ( Hikayenin sonunda sen karar ver ey okur. Bu fırsat kaçsa daha mı iyi olurmuş acaba?)

Muz ortaya çaktı kafayı Dino Amcanız.

-      E peki o zaman…  Ne yapayım, raconu siz kesin..

-      Bakın biz bu lafınızı da biliyoruz… Mafya ağzıdır bu… Ama biz racon kesmeyelim. Bu tatlı ama alıngan orta yaşlıdan bir tekne turu rica edelim…

-      Tek… Tek… Tekne turu mu?

-      Evet… Çok mu oldu yoksa? Bu adamın bu üç genç kıza Kaş’ı tekne ile tanıtacak zamanı ve gücü yok mu acaba?

Zaman? Güç? Bunlar resmen damara basıyor…

-      Sizden korkan sizin gibi olsun be.. Kabul. Yarın sabah limanda buluşalım. İstikamet Dünya’nın incisi Kekova ve Simena..

-      Tamamdır orta yaşlı adam..

-      ( İçimden ) Siz yarın görürsünüz orta yaşlıyı..

Uzatmayalım ey okur… Dino Amcanız ertesi sabah Kaş limanında buluştu. Hemen kalkmaya hazırlanan tekneye zıpladılar. Kaptan ve yardımcısı Dino’nun ahbabı idi. Kulakların pasını alan tatlı bir dalga sesi ile yola koyuldular.

Hikayenin bu başlangıç ve mola fasıllarında çok matah bir şey yok ey okur. Her yerde ve her turda olan rutin işler işte… Gidişte dalgalarla tango yapa yapa yol alınır. Arada bir mola verilir. 

Mola verilen koyda cumburlop denize… Mayıs sonu da olsa çaktırmadan deriye işleyen hınzır güneşte cascavlak olana kadar yüzme.. Teknenin tepesinden denize balıklama dalıp sağa sola hava atma… Teknenin cazır cuzur ses veren hoparlörlerinden yol boyu cıstak cıstak dinleme…

Hatunlar cıvıl cıvıl. Sohbet zirvede. Keyifler gani. Dino Amcanız akşam yemeğinin sonrasını hayal ediyor. Diskoda kıvrım kıvrım danslar… Zabbaha kadar dans.. ve sonrası tabi..

Üç Adalar nam bir yer vardır.  Her bir Adem evladı ve Havva kızı ahir ömürlerinde burayı görmeden ölürse, eksik giderler. Son mola burada idi. Yemekler yendi.  Bira, rakı hesaba uygun ne varsa içildi. Öğleden sonra saat 4 gibi yolculara çağrı yapıldı. Dino Amcanız da sırım kızlarla beraber güverteye zıpladı.

Bela geliyorum diye nara atıyor

Kaptan startı verdi. Motora bir hamle etti. Ama o ne? Tıs! Motorda çıt yok. Çalışmıyor. Birkaç deneme da boş. Bu pek hayra alamet değil. Hatta daha da kötüsü… Birkaç saat sonra bu daha da kötü olan başa gelecekti.

İki saate yakın bir beklemenin ardından bir yedek tekne geldi. Ama o da doluydu neredeyse… 100 kişi kapasiteli tekneye 100 kişi de biz dolduk, olduk 200 yolcu. Kader ağlarını böyle örüyordu işte.

Hatunlar olan biteni anlamakta zorlanıyor olsalar da, tatil havasını kaybetmeden keyiflerine bakıyorlardı. Bir ara içlerinden en afet olanın teknenin getir götür işlerine bakan yardımcısı ile kesişmesi Dino Amca’nızın gözünden kaçmadı. Bir ara Kaptan da hatunlardan bir başkasına selam verir gibi oldu. Dino Amcanız olan biteni kötüye yormamayı tercih etti.

Ha unutmadan…

Tur paraları, yoldaki yemekler, içecekler, hepsi Dino’nun cebinden çıktı. Bu notu düşelim. Ama olsun. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez ki. Bu olayda kaz ve tavuğun ne olabileceğini okurun hayal gücüne ve hatta libidosuna bırakıyorum…

Ve dönüş… Eh hava kararmaya yüz tutmuş. Yola çıkan tekneye sağdan soldan önden arkadan vurmaya başlayan dalgalar pek hayra alamet değil.  İşin kötüsü dalga boyları da hızla yükseliyor. İlk başlarda teknenin su ile temas eden yerlerine az şiddetli bir tokat gibi inen dalgalar artık bir metreyi aşmaya başladı.

Kaş tarafını bilenler hatırlar. Üç Adalar’ı geçip de açık denize dalınca hafiften şiddetlenir deniz. Kış neyse de, yazın da belli bir saatten sonra patlar.

Nitekim öyle oldu. Üç Adalar geride kaldı ve deniz tekneyi yokladılar. Bir süre sonra da iş yoklamayı aştı, dalgalar tekneyi Yılbaşı gecesi İstiklal Caddesinde sıkıştırılan turist kadınlar misali taciz etmeye başladı. Arkadan vuran babayiğit bir dalga teknenin önünün yarıya kadar suya batırıyor, hemen ardından da sağdan soldan gacırtı sesleri geliyordu. Dino Amcanız önceleri hafif sırıtarak hatunlarla sohbete devam ederken, bir zaman sonra küçülmeye, kabuğuna çekilmeye başladı. Küçüldü. Çekti adeta. Minicik bir nokta kadar kaldı. Birkaç dev dalga daha gelirse güverteden sulara düşmek işten bile değildi.

Birden vurdi karayel

Dalgalar daha da azdı. Deniz kudurdu desek yeridir. O ana kadar güvertede oturan ve hatunlarla sohbet eden Dino Amcanız sarardı. Soldu. Sesi soluğu çıkmaz oldu. Beti benzi attı. Baktı rezil olmaya ramak var. Döndü, güverteye upuzun yattı. Yüzükoyun hem de. Bir taşla iki kuş misali. Hem tekneye doğru akın akın gelen dalgaları görmeyecek, hem de sararıp solan yüzünü saklayacaktı. E işin akşamı da vardı. Ödlek bir Dino’yu kim ciddiye alır, diskoya, bara giderdi ki?
Kaş sanki Kaf Dağı’nın ardında bir masal ülkesi kadar uzak ve erişilmez gibi geliyordu Dino Amcanıza. Git git bitmeyen bir rota. Dev dalgalar. Derken patlayan rüzgar. Çatırtılar. Bağırış, çağırış. Korkmaya başlayan bir çok yolcunun çığlıkları….

Tekne turu birkaç dakikada bir korku filmine dönüştü. Her nasılsa tura katılmış kimi erkek yolculardan anırmaya benzer naralar gelirken, birçok kadın da en tiz perdeden çığlıklar atıyordu. Dino Amcanızın midesi kasıldı. Başı dönmeye başladı. Kulakları uğulduyordu. O zamanlar hala kafasını örtmekte direnen lepiska saçları dikenleşti. Dino Amca korkudan dikenlerini çıkarmış bir kirpiye benzedi.

İşte önden dev bir dalga… Tekneye, arkaya doğru break dans hareketi yaptırdı. Derken bir yan dalga tekne bu sefer bir hacı yatmaz oldu.

Dino’nun hayati bir film şeridi misali

Dino Amca bir an midesinde ne varsa güverteye dökmekten korktu. Ama bütün bunlar olurken yüzünü saklamayı beceriyordu elbette. Suratı güverteye yapışmıştı. Elleri ile yüzünün iki taraftan açıkta kalan bölümlerini saklıyordu. Ama bir yandan da hemen yanında güverteye yapışmış hatunların ağlama inleme arası bağırmaları da yüreğini dağlıyordu. Da olmazdı. Yüzünü kaldırıp onlara bakamazdı. Korkudan gece vakti gözlerine fener tutulmuş yarasaya dönen suratını gösteremezdi. Bütün karizma çizilirdi. Uyuyor ayağına yattı. Hatta bir ara inandırıcı olmak için horladı da…

Tekne artık dalgalar arasında kah tango kah break dans yapan, yerinde duramayan bir yeni yetme misali zangır zangır sarsılmaya başladı. Dino Amcanız arada bir kafasını hafifçe çevirip sahile bakıyordu, acaba kör topal da olsa oraya kadar yüzebilir mi, diye…

Bu arada çocukluğunda gittiği Kuran kursları için gönderenlere ve Hocalarına teşekkür etti içinden. Öyle ya şu birkaç saatlik macerada neredeyse hatim indirmişti korkudan. Karada ve normal zamanlarda besmeleyi bile unutan Dino, her dalga vuruşunun ardından bir ayet okuyor ve dualar ediyordu o gün.

Ömründen ömür, nefesinden nefes, canından can gitti o gün. Bir asır gibi gelen bir sürenin ardından Kaş sahilleri göründü. Işıl ışıl kara Cennet gibi göründü gözüne. Yaklaştıkça sakinleşti. Nabız normale döndü. Ağız kuruluğu geçti.

Tekne adeta üzerinden bir ordu geçmiş hayat kadını gibi bitkin, bezgin, bıkkın vaziyette karaya yanaştı. İskeleye halat bağladı. O saniyeye kadar hala bağıran, çağıran, inleyen bir sürü yolcu cehennemden kaçarcasına koştu tekneden aşağıya.

Bu Dino tam bir artist yahu
Dino Amcanız oynadığı rolün hakkını vermek için ağır havaları devam ettirdi tabi. Sanki uzun bir uykudan uyanmış gibi ağır ağır doğruldu, ayağa kalktı. Birkaç esnemeyi de ihmal etmedi. Hatunlar merak ve hayranlık ile bakıyordu Dino’ya. Akıllarından geçeni okudu adeta. Cesaretine ve sakinliğine övgüler düzüyorlardı içlerinden, emindi.

-      Heeey. Orta yaşlı adam… Bütün Tekne saatlerdir ağlamaktan, panikten mahvoldu. Çığlıklar, haykırışlar kulaklarımızda patlıyor hala. Sen orada horuldayarak uyudun.

Dino Amca aslında tekneden iner inmez toprağa eğilse ve öpse nasıl olur, diye düşünüyordu. Ama bozuntuya vermedi. Yalandan kim ölmüş?

-      Yahu hanımlar bu ne ki? Biz alışkınız. Bunun birkaç misli daha devasa dalgaları biz çok gördük. Çok fırtına yaşadık. Bunlar vız gelir bize…

Dino ve kızlar yürüyerek sahilden otele geçti. Akşam için programlarını sordu. Kızlar yarım ağız cevap verdiler. ‘ Görüşürüz’ gibilerden…

Odasına çıkan Dino abdest aldı. Bir şükür namazı kıldı o berbat dalgalardan sağ salim kurtulduğu için. Bir teşekkür de bu kızlarla tanışma fırsatı yakaladığı için elbette. Banyosunu yaptı. Traşını oldu. En klas şortunu ve gömleğini giydi. Lobiye indi. Bir köşede avını bekleyen atmaca misali pozisyon aldı.

Aradan neredeyse bir saat geçmişti. Kızlardan ses seda yoktu. İki saat geçtiğinde bir ara tuvalete gitmek ihtiyacı geldi. Şimşek hızı ile fırladı. Öyle ya oyalanırken falan kızlar odadan inip bir taraflara kaybolabilirdi. İşini bitirdi. Hızla koştu lobiye.

Kader son darbeyi indirmek için yumruğunu kaldırmıştı. Üç ceylanı otelin kapısında gördü bir an. Üçü de beyaz ve tonlarında etekler, şortlar ile kuğu gölünden fırlayıp gelmiş gibiydi. Arkalarından bakakaldı bir an. Lobi doluydu, bağıramadı da… Peşlerinden koştu. Keşke koşmasaydı. O ne? Kapıdan çıktığı anda gördüğü manzara birkaç saat önceki dalgalardan daha beter sarstı Dino’yu. Olduğu yerde yıkıldı kaldı.

Kuğular av olmuş

Üç kaba saba sırtlan üç sırım misali kuğuyu kanatlarından ısırmış sallana sallana gidiyordu Kaş’ın barlar sokağına doğru. Hem de şen şakrak… Hem de şarkılar, ıslıklar arasında… Hem de sırtlanlar kuğuların kanatlarını dişlerinin arasına sıkıştırmış, pençeleri ile de o narin boyunları kavramışlardı. Tut ki az sonra bir kuytuya indirip paramparça edeceklerdi.

E olacağı buydu. Kızlar da en az senin kadar korkmuşlar o turda. Onlar da paniklemişler. Ama bir başka vahim durum daha var. Dino Amca o tur boyunca korkusunu belli etmemek için güverteye manda misali serilip uyur numarası yaparken, kaptan ve iki yardımcısı da nöbetleşe gelip kızları tatlı tatlı sakinleştirmişler. Ellerini tutmuşlar. Saçlarını okşamışlar.

O şefkat… O dik duruş… O sakinlik kızları mest etmiş tabi.

Dino Amca gitti bardan birkaç bira aldı. Odasına çıktı.  Teypte ( yeni nesil bilmez, dedelerine sorabilirler ne olduğunu) Küçük Emrah’ın Boynu Bükükler parçası çalıyordu…

Demek ki neymiş?

Kuğu Gölü Balesini izlerken uyuklamayacaksın.. Yoksa cebinden saçtığın o kadar para gelir boğazına yumruk gibi oturur.

                                                    M. Adil Gürkan 


Yazarın diğer yazıları:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: kamuran@bolununsesi.comEmail: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak