bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Gecikmiş bir bayram yazısı.. Arti’nin Hamamı.. 

Anılar

Erdoğan Mühürcüoğlu

       Gecikmiş bir bayram yazısı.. Arti’nin Hamamı.. 
         Ali Lidar; ''Gidelim buradan'' diyordu ''z raporu'' adlı kitabında, ''burası bize göre değil.. Nasıl baş ederiz bu kadar saçmalıkla? Her şeye sıfırdan başlayabilecek bir yer bulalım kendimize'' 
* * *
        Vallahi iyi fikir.. İyi fikir de, sıfırdan başlanabilecek bir yeri nasıl bulacaz.. Bırak sıfırdan başlanabilecek bir yer bulmayı, geçen gün uçağımıza nazar değince kendimizi Ankara yerine Elazığ'da bulduk.. Akçay'daki fakirhaneye ulaşıncaya kadar iki üç günümüz sokaklarda geçti.. Vakit nasıl geçecek? Ben de her uğradığımız yerde bir şeyler yazmaya çalıştım.. 
* * *
        O yüzden başı Elazığ'da, ortası Ankara'da, son bölümü ise Akçay'da yazılan tuhaf bişey çıktı ortaya.. Aslında hiç bir konu da yoktu aklımda.. Ama ''yarın bayram çocuklar'' diye başlayabilirim'' diye düşündüm.. Evleri anlatırım dedim.. Gece vakti bir arkadaş ıslığıyla indiğimiz sokakları.. Bayram sabahlarını.. Tanıdık tanımadık herkesin elini öptüğümüz kıraathaneleri... Kolayca hastalanmadığımız, kızılcık çorbasıyla hastalıkları atlattığımız yılları.. . 
* * *
       Bedir Abla'yı, Çörüş Teyze'yi, Seher Hanım'ı.. Sonra Küpeli Ayşe Teyze'yi.. Güler yüzlü, beyaz tenli, gamzeli.. Ne zaman İhtiyaroğlu Sokak'taki Geyik başlıklı evine gitsek, gözümüz duvardaki gece lambasında olurdu.. Kalbur motifli, deri işlemeli, yuvarlak..
* * *
       ARTİN'İN HAMAMI..
       Deniz kenarında ''kitap okuyormuş gibi'' yapıp plajı dikizliyorum.. Kulağıma bir şey değdi arkadan.. Sıçradım.. Ağaçtan böcek düştü zannettim.. Baktım; Bizim hemşo.. Arkamdan yaklaşmış kulağıma gazete değdiriyor.. Bolu'dan ''Ete siyenler'' denmiş.. Hiç duymadığım bir lakap.. ''Ee, Ağrı'dan ne getirdin bana? diye soruyor.. Ne getirecem sana Ağrı'dan..?
* * *
        Elimdeki kitaptan bahsettim ona.. Gavurlar Mahallesi’nde yeni bir hamam keşfettiğimden.. Polis memuru Gıymes Hopyan'ın evini, bitişiğindeki kilise ile karşısındaki Artin Efendi'nin hamamını tarif ettim.. Artin Efendi'nin hamamının Kocabey Mahallesi’ndeki Turşucuoğlu Hamamı gibi kayıplara karıştığını anlattım..
* * *
        Çan sesleri ezan seslerine karışan mahalleyi, mahallenin Terzi, berber, kuyumcu, banker gibi mesleklerden oluşan sakinlerini, yerli ahali ile akşamları ya Hıdırlık tepesine, ya da Büyüksu kenarındaki Nikos Ağa’nın çay bahçesine giderek vakit geçirdiklerini.. 
* * *
       ATLAR..
       ''Mizah olacak yazında mizah!'' diyor ''Eğlence sektöründen Seher Abla olacak.. Halkla ilişkilerde Melek Abla.. Atlar, at arabaları, at yarışları olacak.. Bu alan çok mümbit biliyor musun? Yılda iki defa yapılan at yarışları var şehirde, eşek yarışları var.. Düşün! Belediye başkanı Reşat Aker'in ölümü bile Karacabey Harası’nda atların arasında olmuş.. 
* * *
        ''Bir Avuç Toprak'' filminde bile rahmetli Veli Amca’nın atını kullandı filmciler.. Jandarma başçavuşu Veli Bey'in Siirt den getirdiği arap atını.. Baba'nın Resmi Hizmete Mahsus deli bir atı vardı, onu niye yazmıyorsun? Sırtına örtü, boynuna havlu bağlandı mı, havasından yanına varılmazdı namussuzun..
* * *
        ''Rahmetli'nin o çılgın atla ön kapısından girip arka kapısından çıktığı evlerin haddi hesabı yok.. Bir kaç fotoğraf var, getireyim sana.. O at da var fotoğraflarda.. Sizin mahalledeki uçurtmacı çocuk da var.. Çok güzel uçurtmalar yapardı hani.. Biraz kafadan kontak.. Defter'in ortasından çıkardığı bir kağıdı katlar, iki ucundan tutup çekince bir kayık çıkardı ortaya.. 
* * *
       Kemal Gökcesu Abi'nin Tayfun'u, Coşkun'u yazılmaz mı ya? Orman Bölge Şefi Kadri Bey'in kır atı.. Ön ayaklarını havadan havadan atarak bir yürüsün, helali hoş olsun! deyip Bolu’yu veresin gelir.. Belediye bandosunun önüne koyasın gelir majör diye..''
* * *
       BABALAR GÜNÜ..
       Dün babalar günüydü.. Hesapladım da, ben babamı kaybedeli 35 yıl olmuş.. Çok şakacı bir adamdı babam.. Gece bir şey olur da annem korkar diye kaldığım evde, yatağında ölü taklidi yaparak ödümüzü patlatmıştı.. Son şakasıydı.. Ertesi gün 3 Ocak 1986 da gerçekten vefat etti..
* * *
         Onun en çok, 27 Mayıs 1960 darbesinde mutfakla, salon arasındaki gidiş gelişlerini hatırlarım.. Elinde polis'in deşifre etmesi için getirdiği telgraf ve her odada unutup yeniden yaktığı sigaraları.. Telefon melefon yoktu, telgrafı getiren polis cipiyle ayrılmıştı o gece evden..
* * *
       Baktım da; Biz de şu ahir ömrümüze bir sürü darbe sığdırmışız.. 58 yıl önce 27 Mayıs, sonra 12 Mart muhtırası.. Sonuncusu da, Ankara'da ''söndür lan o sigarayı'' diyen bir askerin dipçiğiyle yere yuvarlandığım 12 Eylül.. Ha bir de 15 Temmuz vardı.. Doğru.!
* * *
        Gecen hafta çok büyük fırsat kaçırmışım.. ''İnsan, Çukur Çeşme Sokağı anlatırken araya Safiye Soyman'ı sıkıştırıvermez mi yahu'' diyor.. Safiye Soyman da o sokakta oturmuştu deyivermez mi? Şakşaklı kapısı olan, kapının ipi çekilerek girilen evleri vardı demez mi? Şemşi abi'den, üzerine rüzgar gülü bağlayıp elektrik ürettiği arabasından bahsetmez mi? Ağda Camisi yokuşunda durduramayınca bir evin bahçesine atlayarak kurtulduğundan?
* * *
       ''Nerden buluyorsun bu resimleri bilmem ki'' diyor, ''Kapalı hal binası ile fırka arasına kurulan bayram yeri burası.. Çocukların, birinden inip diğerine bindiği oyuncakların olduğu alan.. Atlı karıncaların, dönme dolapların, salıncakların olduğu..
* * *
        Yakın gözlüğünü takıp bakarken ''DSİ'nin arkasında oturan bir arkadaş vardı'' diyor, ''akşamları ders çalışmaya giderdik ona.. Şehir bitip, Gölyüzü çayırına geldik mi, 1940’lı yıllarda işlenmiş bir cinayetin korkusu kaplardı içimizi.. İçki alemi yapan gençlerden birinin diğerini bıçaklayarak öldürmesi hadisesi.. 
* * *
         SİPKAT ABİ
        ''Herkesi yazdın da, Sipkat Abi'yi nasıl pas geçtin sen yav! Bolu'da transistörlü radyoları yapan ilk kişiydi o.. Bataryalı radyoları çantalıya çeviren kişi.. Denemek için bir vatandaşın şapkasına radyo bile monte etmişti rahmetli.. Yanında yürüyüp maç dinleyen bir sürü insan tanırım..''
* * *
         ''Eski radyocular bunlar.. Radyocu Ferit Aktaş da öyle.. ''Yeni Sinema'nın açılmasında önemli katkıları oldu onun da.. Sinema makinesi almak için İstanbul'a gitmesinden tut, sinema'da makinist olarak çalışmasına kadar..''
* * *
        ''Eski hal binasının arkasında dükkanı olan Radyocu İsmail abi mesela.. O da Şehir Sineması’nda makinistlik yapmıştı bir dönem.. Çok renkli bir kişilik.. Dükkanında sinema dergileri, duvarlarında film afişleri.. Devlet Hastanesi’nin ''Sigara İçmeyiniz'' afişlerinde bile onun fotoğrafı vardı.. Sarhoşken aşağı çarsıdan bir nara atsın, yukarı çarşıdaki evlerin perdeleri kapanır..''
* * *
        İsmail ağanın yaylı arabasıyla az mı gidip gelmişler kaplıcaya.. Emin Aldemir, Ali Murat Karageyik, Hamdi Genca, Gama Talat.. Arabacı'nın kulağının kenarında sigara, göt cebinde ispirto şişesi.. Şarkılar, türküler gırla.. 
*
     Taşoluğun pınarları harlayor,
     Mehmet efenin de silahları parlayor,
      Gökte melek yerde insan ağlayor..
* * *
       Hoşça kalın.. 
                                    Erdoğan Mühürcüoğlu (20.06.2018)

 


Yazarın diğer yazıları:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: kamuran@bolununsesi.comEmail: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak