İsveç ve Finlandiya bile tanıdı, Bolu ise tanımamakta ısrar ediyor!

Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     

Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     
    3 Haziran 2022
    Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     Teyyare.. Tellal Ohannes.. Rahi Dede     

     

            TEYYARE.. TELLAL OHANNES..  RAHİ DEDE..
           İnsanın dünyayı sevesi geliyor bazı günler.. Ne bileyim, güneş daha güzel doğuyor mesela.. Mahalleler, sokaklar güzelleşiyor.. Sanki pozitif düşünen, güleryüzlü insanlar çıkıyor hep karşına.. Sanki birden bire her yanı leylak kokuları, hanımeli kokuları sarıyor.. Gözlerini kapayıp derin derin nefes alası, gökyüzünü içine çekesi geliyor insanın..
    * * *
          Aslında 1941 yılında Bolu'da düşen, içinde Nurullah Ataç'ın da olduğu yolcu uçağıyla başlayacaktım buğün.. Şehirde yaşanan panik halini, yolcuları kurtarmaya koşanları anlatacaktım.. Otomobiliyle Üzeyir usta'yı, yaylı arabasıyla İsmail ağa'yı.. Konuyla ilgili birkaç fotoğraf bulurum diye dolaşırken sayfaların arasında Gıymes amcaya ve onun günlük tutar gibi yazdığı anılarına rastlayınca fikrim değişti..
    * * *
           1887 yılında Bolu'da Gavurlar Mahallesi'nde doğmuş Gıymes Amca, 1985 yılında Kanada'da 98 yaşındayken vefat etmiş.. Neler yok ki Giymes amca'nın anılarında.. Evlerinin bitişiğindeki kiliseden tut, ev yapımı Bolu rakısıyla kurdukları sofralara kadar herşey..  Bir kaç ay önce evlendiği eşinin ölümü, Polis Memuru olarak görev yaptığı çarşı karakolu, Askerlik şubesinde çalışan alkolik enişte ve onun Taşhancızade Mehmet efendiyi ''Asker kaçağı'' diye tutuklamaya kalkmasıyla yaşanan skandal.. Okurken basit, sıradan bir mahallede; sevincin, kederin, iyinin ve kötünün, herşeyin bulunabileceğini anlıyor insan..
    * * *
          Baktım da; hep çocukluğumuzun geçtiği yerleri anlatmış Gıymes Amca.. Sokaklar, evler, bahçeler.. Ali Güneykaya'nın atölyesinden başlayıp Aktaş kahvesine kadar uzanan sokaklar.. Niyazi Çalıkuşu'nun, Sabiha Mancarcı'nın, Şerafettin Çiloğlu'nun evlerinin olduğu cadde.. Top oynayan, ip atlayan çocuklar, bir duvarın dibinde taş oynayan kızlar..
    * * *
          Bolu'nun 115 yıl öncesinden bahsediyor yazar.. 1906 yılından.. Biraz baktım da; ne kadar farklı mesleklerden insanlar yaşamış Aktaş Mahallesi'nde.. Yazıcı var, destancı var, tellal var, fırın kürekçisi var.. Taaa 1915'lerde Tabelacı var.. İki tane Kilise olunca iki tane de papaz var haliyle.. Papaz Artin Efendi ile kapı komşusu Ohannes Efendi.. 
    * * *
           Bir de Destancı Ohannes abi var, karıştırmamak lazım.. Destancı Ohannes abi çok meşhur.. Pazar yerinde elini kulağına atıp "Ah benim yavrularıım, garip yetim çocuklarıım" diye bir başladı mı; ''Ah canıııımm!" diye koşar boynuna sarılırmışsın.. "Kim üzdü seni böyle Ohannes" dermişsin.. "Söyle kim üzdü seni Ohannes.. Kim! kim! kim..!"
    * * *
           GİDENLER..
           Allah’a isyan gibi olmasın da valla geldi mi üst üste geliyor.. Toplum olarak yaşadıklarımız yetmiyormuş gibi, bir de her gün tanıdık birini kaybediyoruz maalesef.. Birinin acısına alışmaya çalışırken, bir başkasının haberi geliyor peşinden.. Bu yazıyı yazmaya başlarken de Turan'ın haberi geldi İzmir'den, ''Kelebek Turan''ın.. Düşündüm de; Gençmiş, yaşlıymış, kimsenin gözünün yaşına bakmıyor zaman.. Önüne kattığını alıp götürüyor yaprak misali..
    * * *
           Gerçi üzül üzül bir yere kadar.. Hayat devam ediyor bir şekilde.. Taziyeye gelenler, ölenin yedisi, kırkı, elli ikisi derken, yavaş yavaş normale dönmeye başlıyor yaşam.. Ama beni en çok etkileyen kapının önüne konan ayakkabılar oluyor nedense.. Bir de cenaze evinin bir kaç gün söndürülmeyen ışıkları.. Belki de bu yüzden ne zaman bir cenaze evinin önünden geçsem Kayahan'ın hüzün yüklü şarkısını duyar gibi olurum.. “Belki Sen Gelirsin Diye Işıkları Söndürmedim” diyen sesini..
    * * *
           RAHİ DEDE..
           Geçen gün paylaşılan bir fotoğrafa takıldık hanımla.. Önce Öney sokağa benzettik orayı, Sonra da Davulcu Hakkı Dayı'nın oturduğu sokağa.. Acemi birliğinden dağıtım olunca terhis oldum zannedip Bolu'ya dönen, komşularıyla evin önünde halay çekip teskere'yi kutlayan.. İkisi de değilmiş.. Çukur Çeşme Sokakmış orası.. Rahi dede'nin evinin olduğu sokak.. Komiser Hilkat Hanımın, Karageyikler'in, Cak Cak Hacer teyze ile Yavan Ağalar'ın mahallesiymiş..
    * * *
            Saray helvasının mucidi Mudurnulu Hacı Mehmet Atar sa, Fındık şekerini yapan, da İhsaniye mahallesinden Rahi dedeymiş.. İsmi duyar duymaz Mehmet Akif'in ''Affan dede'si geldi aklıma.. ''Affan dede'ye para saydım'' diye başlayan şiir.. Rahi dede, Rabia hanım, oğulları Ali, Hüseyin.. Ne güzel insanlarıydılar mahallenin.. Bugün o sevecen o sıcak, o babacan insanların yaşadığı mahalleler yok artık.. Sokakta oynayarak, sosyalleşen, çelik çomak oynayan, tornet yapan, uçurtma uçuran çocuklar da yok..
    * * *
           AYLA..
           Delilikse delilik, geçen hafta ''Ayla'' filmini bir kez daha izledim televizyondan.. “Babam ve oğlum’'dan sonra izlediğim en acıklı filmdi ''Ayla..'' Zaten Çetin Tekindor’u görünce nedense refleks olarak bir ağlama ihtiyacı hasıl oluyor bende.. Adam televizyonda ''Şampuan'' reklamı yapıyor mesela, benim aklımda ''Babam ve Oğlum'' filminin replikleri.. ''Kollarımı açeydim iki yana; ''Getme! deyeydim, getme Sadık.. Tuteydim onu, get! diyen dilim gopaydı..''
    * * *
            Kore savaşı sırasında yaşanan gerçek bir olayın anlatıldığı bir film ''Ayla..'' Astsubay Süleyman'ın soğuktan donmak üzereyken bulduğu küçük bir kızı ölümden kurtarması ve onu sahiplenmesi anlatılıyor.. İnsan diyorum; öyle durduk yerde soğumuyor yaşamdan, eşden, dosttan.. Susuyor ve sustukça fırtınalar biriktiriyor içinde.. Ve sonra, ya içindekileri haykırıyor, ya da sessizce uzaklaşıyor her şeyden ve herkesten..
    * * *
           GEVEZE..
            Adam ''Casaplanka'' filminin Humphrey Bogart'ı sanki.. Sigarayı yakmadan önce ucunu 'tık tık tık' masaya vurmalar.. İlk dumanı sigaranın yanan kısmına üflemeler.. ''Akordiyonu ile Balkonda vals'ler çalan Şefik bey komşumuzdu'' diyor.. ''Pencerelerimiz pencerelerimize bakıyordu.. Şefik bey pencereden rakı bardağını gösterdi mi, babam mesajı alır iki dakka sonra da Birlik apartmanının önünde olurdu.. Üzerinde çizgili pijama, ayağında şipidik terlikler..''
    * * *
            Karaçayır'dan, Karamanlı mahallesine 1960'dan sonra taşınmışlar.. O konuşurken ben dudaklarımı ısırıyorum gülmemek için.. Karaçayır'da ''Kocagöt'ün Hakkı'' amca'nın komşusu olduğunu söylerken özellikle.. Eski müzisyenlerden Hakkı Özsaz'ın.. ''Hey kız seni şeker ile beslerim / Senden bir pehlivan oğlan isterim'' dizelerin sahibinin.. Bayıldım adama.. Karaçayır mahallesinden Hacı Behçetler, Nalbantlar, Gümüşbacaklar geçti gözümün önünden.. Sürmeli Hocalar, Cebeciler, Coslar..
    * * *
          Hoşça kalın dostlar, kendinize iyi bakın..
          Erdoğan Mühürcüoğlu

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak