Gazetenize sahip çıkın!

Engin.. Necdet.. Nebiş..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Engin.. Necdet.. Nebiş..
    5 Aralık 2021

         ENGİN.. NECDET.. NEBİŞ..

         Cemil, Nejdet, ardından Engin.. Biraz önce de Ahmet'in haberi geldi İzmir'den.. Yaprak dökümü sürüyor..

    * * *

         Necdet'le en son okul şapkalarımızı konuşmuştuk telefonda.. Önünde sarı tenekeden bir çelenk ve çelenk'in üstünde ay yıldız olan şapkalarımızı.. Yağmurda bozulmasın diye üzerine naylon kılıf geçirdiğimiz şapkaları, rüzgarda bir eliyle şapkayı, diğeriyle havalanmasın diye eteğini tutmaya çalışan kızları..

    * * *

        ENGİN..

         Ve Engin.. Dört çılgın kafadarın rahmetli Emin Akman'ın Sarı Vosvos'unu kaçırıp İzmir'e firar ettiklerini yazmıştım bir tarihte.. İçlerinden birinin voleybol turnuvasında görüp aşık olduğu kızın peşine takılıp yollara düşmeleri hadisesiydi o.. Ruhi Özbay, İsmet Akman, Necdet Aşkan ve İmamdurak Sabri'ydi olayın kahramanları..

    * * *

          Benzinlerinin bitip yarı yolda kalmaları vardı o yolculukta.. Ters yola girip jandarmayı, Polis'i peşlerine takmaları.. Paralar suyunu çekince Turgutlu'ya; Emin Akman'ın bir tarihte müdürü olduğu banka'ya gidip yardım istemeleri..

    * * *

         Her doğan bir gün ölecek bunu biliyoruz demiştim yazıyı bitirirken ve bir şiirden ölümle ilgili birkaç satır eklemiştim..

    * * *

          Aynı gün aramış ''ağlattın beni demişti Engin.. ''Cihan ve ben anlattığın olayın en yakın tanıklarıydık biliyor musun? O yolculuğa bizim de katılmamız için ne kadar ısrar etmiş, ne kadar dil dökmüştü İsmet.. Şimdi hiçbiri yok.. Ne İsmet ne Ruhi ne Sabri ne de Cihan.. Bir tek ben kaldım o gruptan..''

    * * *

          ''Bir tek ben kaldım o gruptan'' demişti ama, şimdi o da yok.. Ne diyelim.. Sözün bittiği yer.. Behçet Necatigil de ''İki parantez arası'' demiş insan yaşamı için.. Doğru söze ne söylenir..

    *

        Adı, soyadı

        Açılır parantez.

         Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti.

         Kapanır parantez.

    * * *

          NEBİŞ..

          İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor.. Turgut Abi'nin resimden müziğe hatta enstrüman yapımına kadar çok yönlü biri olduğunu biliyordum ama benimle aynı yıllarda Almanya'da bulunduğunu bilmiyordum.. Almanya'da oto boyacısı olarak çalıştığını aynı işi Bolu'da yapma düşüncesi ile yurda geri döndüğünü..

    * * *

          Hep denir ya; ‘Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz' diye.. Türkiye'ye döndükten sonra işler iyi gitmeyince, dükkanı kapatmak zorunda kalmış Turgut Abi.. Akpınar Mahallesi'ndeki evin bahçesinde Keman Kutusu yapmış, Su Terazisi' yapmış sipariş üzerine..

    * * *

          Düşündüm de; Mehmet Korateş şefliğinde az mı konserlerini izlemiştik onların.. Tornacı Necdet Mutluer, Faik Sığıncı, Necdet Tolgay, İsmail Unutmaz.. Büyük Cami İmam'ı Nihat Sarıyıldız bile vardı aralarında..

    * * *

          Bolu Musiki Cemiyeti'ni ilk kuran kişinin Bolu'da yıllarca hükümet tabipliği yapan Dr. Fuat Umay olduğunu da yine bugün öğrendim.. Baktım da; gerçekten çok faal biri Fuat Bey.. Belediye Tabibi, Bolu Milletvekili, Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunu kuran kişi..

    * * *

           Bir de onun Ankara Palas Oteli salonlarında tertiplediği ilginç bir defile var.. Katılımcılardan hiç birini gözü tutmayınca Bolu'ya haber uçurup savaşta yakınlarını kaybeden kimsesiz çocuklardan Nebahat'in Ankara'ya getirilmesini istemesi.. ''Nebahat'i getirin bana'' demiş Fuat Umay, ''Nebahat'i getirin de meydan bir kız görsün..!''

    * * *

          Neyse uzatmayalım, yenmiş içilmiş, çalınmış söylenmiş ve gecenin sonunda bizim garip Nebiş birinci ilan edilmiş Jüri tarafından.. Ertesi günün gazeteleri Bolu'dan gelen kimsesiz Nebahat'in birinciliğini yazmışlar.. ''Vay anam vay'' dedim haberi okurken.. Nasıl duymamışız biz bunu..

    * * *

          Bir de Nurullah Ataç'ın anlattığı ''Uçak kazası'' vardı beni çok şaşırtan.. O da İstanbul'dan Ankara'ya giderken Bolu üzerinde yaşadıkları uçak kazasını anlatıyordu.. Şehrin orta yerine paldır küldür inmelerini.. ''Bizim uçak Bolu'ya düştü mü, yoksa indi mi anlamadım, baktım çoluk çocuk herkes bize doğru koşuyor, aralarında bir otomobil ile bir de yaylı araba..

    * * *

            Küçük bir tereddütten sonra, üstünü başını silkeleyip ana cadde üzerindeki bir lokantaya girmiş yazar.. Nasıl bir uçak kazasıysa bu, yemekten sonra da arkadaşlarıyla bir kahvede oturup kağıt oynamışlar.. Biraz sonra da kendilerini Ankara'ya götürecek bir araç gelmiş kıraathanenin önüne..

    * * *

           Haydar Ağa'nın külüstürüdür o demiştim okurken.. Kim olacak başka.. Şehirde ondan başka araba mı var..

    * * *

            ARABA..

            Ben, Haydar Ağa'nın kışın içine soba kurulan aracından daha ilginç olanı yoktur herhalde diyordum eskiden.. Ama bir dergide 1920 lerde Bolu'dan Mangal kömürü ile çalışan bir aracın geçtiğini okuyunca fikrim değişti.. Okurken, gençlerin dediği gibi 'oha falan oldum yani'.. Halkın şaşkın bakışları arasında bir kişi kömür atıyor, diğeri aracı kullanıyormuş Belediyenin önünden geçerlerken..

    * * *

          KEŞKE..

         Şemsi Ahmet Paşa Caddesinde oturan Abdullah efendi'den ve onun su motorundan bahsetmiştim geçen hafta.. Keşke Abdullah efendinin vefat eden eşinden de bahsetseymişim.. Keşke aynı gün anne acısına dayanamayıp ölen kızı da olsaymış o yazının içinde.. Küçük kızı Kadriye ile oğlu İzzet de olsaymış.. Eski hastahanenin bahçesinden firar eden rengarenk tavus kuşları ve onları yakalamak için peşlerinden koşan görevliler de..

    * * *

           Fadıl abinin her şeyini yazmışım da, kamyonculuğundan nakliyeciliğinden, sanatçı olmak için girip çıktığı Radyo Sınavlarından bahsetmemişim.. Herkesin bildiği şeyleri değil, bilmediği ya da az bildiği şeyleri yazmakmış aslolan.. Kenarda köşede kalmış bilgileri ortaya çıkarmakmış..

    * * *

           Halbuki Radyo Sınavları için Ankara'yı su yolu yaptığını kimbilir kaç kez yazdım ben.. Mahallemizin damadı olduğunu, Mürvet Abla'ya olan 30 yıllık aşkını, bu aşkın evlilikle sonuçlanması için defalarca kız evine giden Dünürbaşı Sabahattin Eratalar'ı..

    * * *

          İkisi de altmışlı yaşlarına girmek üzereyken kıyılan nikahı, nikahın Kamuran Alagözoğlu tarafından yapılan röportajlarla Atv ve Sabah grubu başta olmak üzere günlerce ulusal basında yer aldığını.. Bolu'ya geldiği andan itibaren Fadıl'a kanı kaynayan, dükkanından çıkmayan Lefter'i.. Dükkanın spor, siyaset, magazin gibi her konunun konuşulduğu yer olduğunu..

    * * *

          Terzi ''Tin Tin'in dükkanı gibiydi'' demiştim hatta bir yazımda.. ''Muzaffer Çetinkaya'nın Parti listelerinin yapıldığı, Bolusporla ilgili tüm konuların konuşulduğu, ve adı bu yüzden DÜM'e, ''Dedikodu Üretim Merkezi''ne çıkan dükkanı gibiydi'' demiştim..

    * * *

          Neyse.. Bugün Yanık Hayri Abi'nin kafası iyiyken yaptığı Balkon konuşmalarıyla başlayacaktık güya.. Ardından da Çepni Elektrik Santralının yapılmaya çalışıldığı yıllara dönecektik.. Ve bir başka paragrafta; ''Amanın'' diyecektim ben, ''biz Sığırkuyruğu'na Fülüsiülvi köylerine filan fit olmuşken bir de ''Kaltakçılar köyü'' çıktı başımıza..! Ve oradan devam edecektim.. Neyse haftaya artık.. Erzurum'dayız.. Vaktimiz çok..

          Hoşça kalın..

          Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU.. 05.12.2021

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak