Okuduğunuz gazeteye destek olabilirsiniz

Resimdeki gözyaşları..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Resimdeki gözyaşları..
    14 Mart 2022

          RESİMDEKİ GÖZYAŞLARI..

         'Bolu değişiyor, gelişiyor' diyor arkadaşım.. 'Öğrenci şehri, asker şehri, nezih bir yer.. 'Öyledir!” dedim.. 'Babamın İlk göreve başladığı yer, hem iyi, hem de çok kötü anılarımızın olduğu şehir..'

    * * *

          1969 yılında Lise'nin konferans salonunda Cem Karaca'nın da bulunduğu bir ortamda tanışmışlar eşiyle.. 'Resimdeki Gözyaşları'nı 'Apaşlar' gurubu ile birlikte söylemişler haykıra haykıra ..

    * * *

          'Gülmesene' diyor bana, 'bir şey anlatıyoruz şurda, dinniycen mi, dinnemiycen mi? 'Yok! dinliyorum' diyorum.. 'Cem Karaca dedin de; benim nasıl haberim olmamış o konserden, ona güldüm.. Şehir Sineması varken, Yeni Sinema dururken ne işi varmış Cem Karaca'nın Bolu Lisesi'nde, ona.. Ama dinliyorum seni, bir kulağım sende..'

    * * *

            Aslında dinlemiyorum.. Gözlerimi kaçırmaya çalışıyorum ondan.. Tanıdığım birini anlatacak çünkü biliyorum.. Hikayenin nereye gideceğini, nerede biteceğini ezbere biliyorum..

    * * *

          Çocukken en büyük hayali sihirbaz olmakmış.. Eşiyle oğlunu Kayseri'de aynı anda kaybedince, metafizik ve reenkarnasyon'a vermiş kendini.. Felsefe ile yaşamın mantığını çözmeye çalışmış.. Hala da çalışıyormuş.. 'Çok beklersin' dedim içimden.. 'Daha çook beklersin, çoook..!

    * * *

           Puanları Subay Lojmanları'na yetmeyince babasının Ereğli caddesinde tuttuğu bir evde oturmuşlar.. Eşyaları 'Samut dayı ile Kamil Çavuş taşımış evlerine.. 'Eskiden tarlaydı oralar' diyor..'Taş atınca kuşların havalandığı çayırlar vardı.. Babam Anıt Park'ın bile tarla olduğunu söylerdi.. Alay Komutanı Albay Saip Çalkavur bey adam etmiş oraları..'

    * * *

          KAMİL ÇAVUŞ..

          O anlatırken ben, 'eşyalarımızı taşıdı' dediği Kamil Çavuş'ta kaldım.. Oğlu Baytar Dairesi'nde çalışan Samut Dayı'da.. Gölyüzü mahallesinde oturan, Kocabacak Abdullah amca'nın saçak komşusu olan..

    * * *

           Çanakkale'den, Kurtuluş Savaşı'na kadar yedi cephede birden savasmıştı Kamil Çavuş.. Üç tane istiklal madalyası vardı benim bildiğim.. Son gördüğümde Şehir Sineması'nın arkasındaki tuvaleti bekliyor, bitişiğindeki Otobüs Garajında da hamallık yapıyordu.. Belinde kayış, omzunda urgan, ayağında yıpranmış asker postalları..

    * * *

           Bizde iş yok azizim.. Ha şart olsun bizde iş yok.. Koskoca Şehir bir Kamil Çavuş'una bakamaz mı ya? Yedi cephede savaşan üç istiklal madalyalı bir hemşehrisine sahip çıkamaz mı? Tuvalet bekletir mi? Hamallık yaptırır mı? Karaçayır çöplüğünden bulduğu asker postallarıyla dolaştırır mı ?

    * * *

           Millet delisine sahip çıkıyor, meczubuna toz kondurmuyor.. Ne dedi geçen gün İsmail Hakkı dolmayı gaptı bey? Bursa'da Osman Gazi, Orhan Gazi, Zeki Müren gibi ünlülerin arasında Deli Ayten'in de heykeli var' dedi..'Gerze'de de Deli Sabri ve yanından ayırmadığı köpeği Coşkun'un heykeli.. Deli Sabri'nin köpeğini bile ayırmamış adamlar..

    * * *

           Neyse.. Benim arkadaş'ta kalmıştık.. Hafta sonları Kaplıca'ya gidiyorduk babamla' diyor.. 'Havuzu tenha olsun diye' sabaha karşı çıkıyorduk evden.. Kaplıca'dan sonra da Orman Okuluna geçiyorduk piknik yapmaya.. 'O zamanlar futbol diye bir şey yok gibiydi.. Futbol, amatör küme maçları ile başladı gerçek anlamda.. Aşağı yukarı Düzcelilerle birlikte başladı..' Cihat'lar, Boncuk Ömer'ler, Bücür Apo'lar vardı onlarda.. Bizde Şeref'ler, Köse İsmail'ler, Turan'lar, Cahit Sinan'lar..'

    * * *

           Doğruydu anlattıkları.. 'Orman Okulunda Futbol yok gibiydi' sözüne katılmamakla birlikte doğruydu.. Aramızda Belediye meydanına kadar uzanan kavgaların yaşandığı zamanlar oldu Düzcelilerle.. Kel Durmuş'un kıraathanesine, Lezzet lokantasına sığınanlar.. Topal Mithat Efendi'nin berber dükkanında saklananlar..

    * * *

           'Her külfetin bir nimeti var' demişler; Fevzipaşa Caddesi'nin üstünü bayraklarla kapatıp top atışlarıyla şampiyonluk kutladığımız günlere geldik sonra .. Halayların çekildiği, maytapların patlatıldığı günlere.. Davulcu Mahir, Halil, Gırnata'cı Cemal, Kemaneci Sadettin.. Ve Parmağında zillerle 'Nöbetçi Köçek' deli Ali.. Sululuğun son raddesinde o gece..

    * * *

           Ve o geceden bir fotoğraf.. Özakman Fırınının önündeki sokak lambasının altında bir inzibat arabası.. İçinde 'Bir Liseli Esmer Kız! Bir gün önce karşılaştığımda, Cemal Süreyya'nın şiirinden; "Ne yani, Papatyada bir yaprak daha olsaydı sevecek miydin beni" dediğimde gülerek ''sapını da sayardık'' karşılığı aldığım..

    * * *

           Paramız olmadığında tanıdık birinin elinden tutup girdiğimiz maçlar vardı o yıllarda.. Bazen de, yağmur altında stadı çevreleyen ağaçların tepesinden.. O sıralar Sincap gibi ağaç tepelerindeydik zaten.. Daldan dala atlayıp düz duvarlara tırmanıyorduk adeta..

    * * *

          Haydar Reis ile Rahmetli Cengiz'in sabaha karşı Büyük Cami'nin minaresine çıkmaları bile var literatürde.. 'Komünistler camiye bomba koyuyor' ihbarı alan polisin; 'etrafınız sarıldı, teslim olun! anonsları ile evlerin birer birer yanan ışıkları..

    * * *

           Sonra Kadı camiinin minaresinden 'Gece Fotoğraf'ı' çekmek isteyen Mithat'la Haydar Reis var.. Bir kaç kare fotoğraftan sonra minarenin basamakları ile kafayı bozup, ine çıka sabahı eden.. Çıkarken 271 olan sayının, inerken 269, 'bi daha sayalım' deyince 270 olması, sayının cami'den ayrılırken 265'e düşmesi..

    * * *

           Özcan Korkut' un 'Bebek Anne' adlı kitabındaki sahne geldi aklıma.. Bolu'da 1944 depreminde çöken bir ev, ve o evden caddeye fırlayan bir karyolayı anlatıyordu yazar.. 'Karyolada birbirine sarılmış yaşlı karı kocanın korku dolu gözlerle önlerinden geçtiğini.. 'Bir vatandaş uzanıp karyolayı yakalamasa' diyordu Özcan bey 'belki daha da gideceklerdi..'

    * * *

          Aslında varlığın ve yokluğun, yaşamın ve ölümün, iç içe geçtiği günlerden bir anekdot.. Alman Harbi nedeniyle ekmeğin karneyle verildiği, vatandaşın veremle, frengiyle boğuştuğu savaş yılları.. Doktorların yaralılara yetişemediği, Memleket hastanesinde Operatör Kudret Üge'nin pijamalarıyla ameliyatlara girip çıktığı..

    * * *

           BİZİM KUŞAK..

          Düşünüyorum da; Biz bu memleketin son 'mahalle çocuklarıyız galiba.. Belki de o yüzden, çok keskin virajlar almak zorunda kaldık hayatta.. Belediye hoparlöründen, radyo'ya, radyo'dan televizyona, televizyondan bilgisayara zor şartlar altında geçtik.. Ya da, hala geçemedik..

    * * *

           'Hoparlör'e bile dilimiz dönmedi uzun zaman.. Kimimiz 'Hoparlör' dedik, kimimiz 'Oparlö', kimimiz de 'Apolya'.. Apolya hışdamayınca; mukdar'a, haber verdik.. Mukdar belediye reisine, Belediye Reisi Fen Memuru Ali Rıza Bey'e..

    * * *

           Eskiden alttan fare çıkacak korkusuyla oturduğumuz Hela'lar vardı, şimdi ışıklar sönecek korkusuyla elimizi kolumuzu salladığımız, arada bir oturup kalktığımız fotosel'li tuvaletler.. Elektrikten tasarruf edelim mantığı ile yapılmış lavabolar.. Emniyet Motel'de rastladığımdan beri 'ya elimi denk getiremezsem, ya su akmazsa, ya biri beni gözetliyorsa gerginliğini üzerimden atamadığım...

    * * *

            Biz mahalle çeşmelerine ağzımızı dayayıp su içtiğimiz zamanlardan geliyoruz.. Akşam eve giderken hayratın oluğuna ayağımızı daldırıp çıkardığımız zamanlardan.. Afyon yutup gittiği Çarşı Başı Tuvaletinde kafası karışıp kendini Ilcada zanneden Tenekeci Hulusi amca da bizden..Tuvaletin tasını yere hızlı hızlı vurup;'çıkma getir ! diye seslenen, 'Nerde kaldı lan bu godumun peştamalı' diye Ilcacı'yı ararken kendini Baykan'ın arka sokağındaki karakolda bulan.. Evden bozma karakol'da..

    * * *

           ŞEFİK BEY..

           Bolu Müstakımlar köyünden Eminanım'ın iki oğlu var; Tevfik ve Şefik.. Tevfik olan oldukça sorunlu bir çocuk.. Ani heyecanlanmalar yaşıyor, sokağa çıkıp bağırıp çağırıyor.. Öfkeden renkten renge giriyor, Sara tutuyor.. Olmayacak şeylerden korkup bayılıyor.. Aile, doktor doktor geziyor, ne hacısı kalıyor gitmedikleri, ne de hocası.. Son bir ümitle İstanbul'daki doktorlara yöneliyorlar..

    * * *

           Ya çocuğuna çare bulacak Eminanım, ya da perperişan İzmir'e dönecek.. İstanbul'da da çalmadıkları kapı sormadıkları adres kalmıyor.. Sonunda zamanın ünlü doktoru Pepo'yu bulup ona anlatıyorlar mevzuyu.. Emine Hanım'ı dinleyen pepo; "Hiç telaş etme bacım" diyor "Bu hastalık geçer, madem gece gündüz ney üflüyor, üstüne varmayın, bırakın kendi haline, ne isterse onu yapsın.." Öyle mi? öyle..! 'Ne halin varsa gör' diyor Eminanım çocuğuna 'canın ne istiyorsa onu yap..! Bir kaç yıl sonra da Neyzen Tevfik ismini duymayan kalmıyor ülke'de..

    * * *

            O'nun Bolu'nun Müstakimler Köyü'nden Emine Hanım'ın oğlu olduğunu, ölümüne yakın Bolu'ya gelip Akpınar Mahallesi'nde oturduğunu, evin sokağa bakan penceresinde ney üflediğini biliyordum da, bir oğlu daha olduğunu bilmiyordum.. Prof Dr. Şefik Kolaylı'yı.. Boynunda ney ve matarası, sırtında hırka, berduş kılıklı, yarı çılgın biri Neyzen Tevfik.. Kafası kime bozulduysa ana avrat dümdüz giden biri.. Baktım da; kardeşi Şefik'in de ondan aşağı kalır yanı yok 'Katranı kaynatırsan olur mu şeker' hesabı..

    * * *

            Balkan Savaşı sırasında yedek subayken sığır vebası var diye dokunulmayan onlarca hayvanı kestiren, kavurma yaptırıp askere yediren adam.. Sığır vebasının insanda hastalık yapmadığını iddia eden genç bir Teğmen.. Huzuruna çağırıp kendisini mahkemeye vereceğini söyleyen komutana 'askerlerin protein ihtiyacını karşıladım, tek bir askerde hastalık çıksın beni kurşuna dizin' diyen, feriştahı gelse eyvallahı olmayan biri.. Konuşurken Bolu'daki dayılarından öğrendiği 'godumun' cümlesini cümle aralarında sık sık kullanan..

    * * *

           İstanbul'un işgalinde sığır vebası serumu hazırlanması için Baytar Mektebi ahırında bekletilen öküzleri zarar görmesinler diye ipinden tutup Eskişehir'e kaçıran, Eskişehir'in işgali üzerine de önce Kırşehir'e, daha sonra da Etlik'e taşıyan adam.. Atıp tutmak kolay da, zor işler bunlar.. Kimileri kafasını kaldırıp etrafına bakınamazken, 'Aman neme lazım, şahit mahit yazarlar' diye düşünürken; kimileri de canını dişine takıp ölümüne çalışıyor bu memlekette.. Peki bu güzel millet Şefik Bey gibi güzel bi adamı unutur mu? Ayıp ettin! anında hem de..

          Bu günlük de bu kadar dostlar.. Hoşça kalın..

          Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU

    • Eski_Bolulu14 Mart 2022 . 10:37

      Yazılarınızı büyük bir ilgi ve zevkle okuyorum. Geçmişte Bolu'da yaşanmış olayları ve yaşamış kişileri sizin yazılarınızdan okumak iyi geliyor. Sağlık ve sıhhat içinde nice uzun seneler güzel yazılarınızı okumayı temenni ediyorum.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Ücretsiz Muhasebe Programı