İsveç ve Finlandiya bile tanıdı, Bolu ise tanımamakta ısrar ediyor!

Gesi Bağları.. Resimdeki gözyaşları..   

Erdoğan Mühürcüoğlu

Gesi Bağları.. Resimdeki gözyaşları..   
    24 Haziran 2022

           GESİ BAĞLARI.. RESİMDEKİ GÖZYAŞLARI..

           'Gesi bağları'nın da Bolu türküsü olduğunu öğrendik ya, bundan sonra hiç bir şey şaşırtmaz bizi artık.. Bir kaç kez ''Bir yanlışınız olmasın gençler'' dediysek de ''yok, abi'' dediler, ''Türkü dostları diye bir dergi var biz de orada gördük..''

    * * *

          İyice emin olmadan yazmak da istemedim doğrusu.. Bir kaç yere baktım aslı var mı diye.. Gerçekten de Karamanlı Mahallesi'nden 'Odacıların Tahsin'in hikayesiymiş Gesi Bağları..

    * * *

           Tahsin'in, Hancı Hacı Fahri Efendi'nin kız kardeşi olan eşini bir bahaneyle evden uzaklaştırması ve Karamanlı Mahallesindeki evinde sevgilisi Mübeşşire ile alem yapması ile başlıyormuş türkünün hikayesi.. Gelinini seven ve çok titiz bir kadın olan annesinin elinde sopa ile evi basması da varmış hikayenin içinde., Annesinin sevgilisine zarar vereceği endişesi ile ve sarhoş kafayla havaya bir el eteş eden Tahsin'in anasını kalbinden vurup ölümüne sebep olması..

    * * *

            Çıkarıldığı mahkemede idam cezasına çarptırılmış Tahsin.. Suçsuz bulunan sevgilisi Mübeşşire ise Kayseri'ye sürgüne gönderilmiş.. Türkünün adının Gesi Bağları olması ve Kayseri Türküsü sanılması da ondanmış zaten..

    * * *

           Bolu'da Cezaevinin önünden geçenler, İdam cezasına çarptırılan ve idam edileceği günü bekleyen Tahsin'i görüyorlarmış pencerede otururken.. Başı ellerinin arasında; hem anasına hem de sevgilisi Mübeşşire'ye ağıtlar yakarken..

    * * *

          Gesi bağlarından dolanıyorum

          Yitirdim yarimi aranıyorum..

    * * *

            ÇEŞME..

            ''Hatırlamaz mıyım sizin evi'' dedim, ''Fırka'daydı.. Vahap Tuncer ile Eczacı Hilmi beylerin arka sokağında.. Şakşaklı kapısı olan, kapının ipi çekilerek bahçesine girilen ev.. "Bravo'' diyor, ''ömrüne bereket..! 'Titiz Şahine' Hanım’dan bahsettik biraz.. Vahap Bey'in eşi Hatice Hanım'dan, Eczacı Hilmi Bey'den, Muzaffer Hanım'dan ve kızları Jale ile Hale'den.. Havuzları, anıtsal merdivenleri ve girişteki Arslan heykelleri ile Fırkadan, Fırkanın Peyzaj düzenlemesini yapan İtalyan mimardan..

    * * *

           ''Sizin sokakta bir ev olacaktı'' dedim, ''ne zaman önünden geçsem çocukları azarlayan bir hanım olurdu balkonunda.. Deli Hatçe'ymiş o.. Vahap Tuncer'in eşiymiş.. Bumerang Hatçe.. Aslında deli değilmiş de, sokakta oynayan çocukları sürekli azarladığı ve sürekli ''Koloratur Soprano sesiyle ''İnersem aşağıya! tehditleri savurduğu için Deli Hatçeye çıkmış adı.. ''Mahallenin en güzel kadınlarından biriydi Allah için'' diyor.. Hafta sonları Vahap Bey'le en şık elbiselerini giyer, ya Emniyet Motel'e giderlerdi, ya da Çizmeciye..''

    * * *

            ''En şenlikli zamanlarıydı mahallenin.. Deli Hamide geçerdi sokaktan, Bacacı Lale geçerdi, yanında ikişerli sıra halinde yürüyen köpekleriyle Deli Ömer geçerdi.. Deli Ömer'in Deli Hamide'ye vurgun olduğu zamanlar. O anlatırken ben ''Koloratur Soprano'' dayım hala.. Hatice Teyze'nin''Koloratur Soprano'' sesinde.. ''Koloratur Soprano''nun ne anlama geldiğinde..

    * * *

            Fırka'da donmuş havuzun üzerinde az mı kaymışız, az mı yuvarlanmışız havuza birlikte.. Evin altındaki tünelde bazen iki büklüm, bazen diz üstü yürüyüp az mı define aramışız.. ''Cıbıroglu'nun Kıraathanesinde az mı bilardo oynamışız hep benim kaybettiğim.. Hiç birini hatırlamadım.. Sürekli ''hı hı'' dedim ayıp olmasın diye..

    * * *

             ÇEŞME..

            Son yazım hakkında konuştuk biraz.. 'Haklısın' dedim bizim sokaktaki çeşmeyi de yazmalıydım.. ''Olmaz ki!” diyor, ''musluğuna ağzımızı dayayıp su içtiğimiz, elimizi yüzümüzü yıkadığımız yerdi orası.. Ayaklarımızı oluğuna daldırdığımız, naylon ayakkabılarla ''gorç gorç gorç'' yürüdüğümüz.. Hani kiremitle çizilmiş bir seksek çizgisi göstermiştin bana.. Papatya'nın çizdiği seksek çizgisi demiştin. Çeşmenin karşısındaydı.''

    * * *

            ''Hepsini geçtim, Sultan Abdülaziz'in; 'Tez zamanda yapıla! diye emir buyurduğu çeşme yazılmaz mı Allah aşkına? Semerkant Hayratının arkasındaydı o çeşme demez mi insan? Naime Hocanım'ın evinin biraz aşağısındaydı demez mi? Ben olsam, sürekli evden kaçıp soluğu çeşme başında alan Kamber Ağa'dan bile bahsederdim.. Bir cebinde 35'lik rakı şişesi, diğerinde çay bardağı..

    * * *

            ''Eski Belediye'den başlardım yazmaya.. Tabaklar hamamına nasıl kumpas kurduk onu yazardım.. Ne bileyim, hafta sonuna denk getirip yıktığımız Memleket Hastanesini yazardım.. O Memleket Hastanesi ki, şehri kırıp geçiren Frengi salgını sırasında inşa edilmiş..''

    * * *

              ''Aç bak Mehmet Temel'in yazdıklarına..1892 ile 1922 yılları arasında10.378'i frengi hastası olmak üzere 17.770 kişi tedavi edilmiş o hastanede.. Ve en komik olan da, Tarihi Eser niteliğindeki Hastaneyi yıkmış, sonra da gidip hastanenin Gasilhanesi'ni 'Tarihi Kızılay Hamamı'' diye tescil ettirmişiz..''

    * * *

           Eve döner dönmez ilk işim Mehmet Hoca'nın yazdıklarına bakmak oldu.. Gerçekten de, bu güne kadar hiç duymadığım, ''Bizim dedeler de az hovarda değilmiş ha! dedirten şeylere rastladım kitapta.. Frenginin önlenebilmesi için ''Kadın oynatma ile mücadele'' konusu vardı örneğin.. Şehirde hastalığı yaydığına inanılan iki Hanım'ın (fahişe'nin) bir eve kapatılıp kilit altına alınması vardı. Ve en ilginç olan da Frengiye karşı şehirde Genelev açılması için yapılan çalışmalar.. Gençlik yıllarımızda ah keşke! diye hayalini kurduğumuz, Manukyan Abla'nın sık sık kulaklarını çınlattığımız..

    * * *

           "Hani eski bir resme bakarken" diyordu ya Erol Evgin, "Hani yılları sayar da insan" diyordu ya, "Hani gözleri dolar ya birden.." Lisenin önünde çekilmiş bir fotoğraf gösteriyor cep telefonundan.. İçinde Felsefe Hocası Osman Bey, Edebiyat hocası Turgut bey ile Tayfur Bey'in ve şimdi aramızda olmayan bir kaç arkadaşın da olduğu bir fotoğraf.. 12 Eylül döneminde açılan 'Devrimci Liseliler' davasını anlatıyor resmi gösterirken.. 'Selimiye' yollarına döküldüklerini anlatırken bir kaç damla yaş süzülüyor yanaklarından..

    * * *

            Konu değişsin diye Baykan'ın önünde yağmura tutulduğumuz günü hatırlatıyorum kendisine.. Gök gürlemesiyle bir anda bastıran yağmuru, yağmurdan kaçışan, saçak altlarına sığınan öğrencileri ve bir anda yol kenarından şarıl şarıl akmaya başlayan suları.. Ve bizi ıslanmayalım diye içeri çağıran Baykan'da çalışan kızı.. Börekçiler Sokağı girişinde evleri olan, sonradan Boluspor'lu bir futbolcu ile evlendiğini hatırladığım..

    * * *

           Aceleye geldi manzara koyalım dedik dostlar.. Sürçü lisan ettiysek affola.. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere hoşça kalın..

            Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU.. 24.06.2020

    • uzaktan_bolulu27 Haziran 2022 . 08:59

      ağabey deli ömer ve sevdasının hikayesi nedir bunu bilmiyordum. bir dahaki yazıda anlatırsan çok sevinirim.
    • Taner Başer26 Haziran 2022 . 09:37

      Çocukluk yıllarımda eskinin gasilhanesi şimdiki Kızılay hamamı daha tarihi bir özellik taşıyor gibiydi.Sonradan yapılan restorasyonu bir şeye benzetememiştim .Memleket hastanesisinin geç te olsa orada olduğunu ilk defa yazınızı okuduğumda öğrendim .Siz yazmaya devam edin daha görülüyorki BOLU muz hakkında öğreneceğimiz çok şeyler var . Ellerinize emeğinize sağlık . Sadece bizler değil yeni nesil Bolu sevdalılarıda yazılarınızı okuyup bilgi sahibi oluyorlar . Böylelikle belgesel niteliğindeki yazılarınız ve resimlerle hepimize ışık tutmuş oluyorsunuz .Sizlere ve tüm dostlara selamlar .

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak