BolununSesi, yazılmayanları ve yazılamayanları yazar

NEREDEN NEREYE? 24 KASIM

Hayrettin Özpek

    25 Kasım 2022

            NEREDEN NEREYE?

                     24 KASIM

             24 Kasım 2019'da yazmışım. Değişen bir durum olmamakla birlikte sorunlar katlanarak büyümüş. Eşit iş yapmalarına rağmen farklı ücret alan 'ücretli öğretmen', 'sözleşmeli öğretmen', 'kadrolu öğretmen' diye sınıflara ayrılan, birçoğunun ücreti yoksulluk sınırı altında kalan öğretmenlerden; her biri alanında yeterli bilgi, beceri görgü ve donanıma sahip aslında uzman olarak yetişen öğretmenlerden, yapılan sözde! sınavla kağıt üzerinde uzman öğretmenliğe terfi ettirilen öğretmenlere kadar gelen olumsuz bir süreç…

           Maaşları, vekil maaşlarının altında kalmasın diyen Başöğretmen Atatürk'ten, öğretmenin problemleriyle birebir uğraşan ve ilgi gösteren, öğretmenin arkasında dağ gibi duran, Cumhuriyet'in ilk Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati'den; "Sen öğretmen misin birader?" diyen bürokrata,

    öğrencilerin önünde "Sen ne ne iş yaparsın" diyen; kendisini çiçeklerle karşılayarak derdini anlatmaya çalışa bir öğretmene hiç tepki vermeden küçümseyen bir Milli Eğitim Bakanına uzanan hazin bir yol…

     

            24 KASIM/ GERÇEKLER

    Gerçekler konuşulmadıkça, güneş doğmaz!

     

    Ne Oluyor?

    Her çevreden her türlü mobinge maruz kalan öğretmenler, yılgınlığın pençesinden çıkış yolu ararken ne yazık ki aradıkları ışığı görememekteler.

    Öğretmen neredeyse sistem içerisinde en son karar verici durumunda olup, öğretmenin verdiği karara saygı duyulmaması bir yana; her kararı sorgulanır duruma gelmiştir...

    Başarı ve başarısızlıkta onlarca etken söz konusuyken; başarı sadece öğrenci ve veli, başarısızlık ise öğretmenin hanesine yazılır hale gelmiştir.

    Veli nazarında öğretmenlik sıradanlaştırılmış; bu itibar erozyonu "sen kimsin; sen nesin, senin yaptığın işi herkes yapar" hadsizliklerini ayyuka çıkarmıştır.

    İnsanların öğretmen tarifi, efsane "4 ay tatili"nden öteye geçememiş; birtakım zevatın gözünde ise adı, "yarım gün çalışıp, yarım gün yatan" olmuştur adeta...

    Bizde, ilmin önemine binaen çok özel anlamlar yüklenen "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" sözü üzerine: "yirmi dokuz kere kırk yıl kölesiyiz öğretmenin" diye şarkılar bestelenmiş; ancak ne yazık ki süreç, öğretmeni, öğrettikçe köle! durumuna düşürmüştür...

    Şimdi hal böyleyken, bu ortamın ve bu ortamda yaşayan ve yetişen çocuğun eğitiminde öğretmen ne kadar etkin olabilir ki!..

    *

    Ne Olacak?

    Yine 24 Kasım, yine alışıldığı üzere bol süslü nutuklar atılacak; bol şaşaalı sözler yankılanacak gök kubbede; yapmacık, samimiyetten uzak tavırlar tavan yapacak; öğretmen taleplerinin, hatta verilip de tutulmayan vaatlerin üzeri, öğretmenlik kutsaldır; öğretmenlik fedakarlık ve sevgi mesleği gibi klişelerle kutsanıp küllerle örtülecek...

    Söz de yine mum olacak öğretmen, yine eriyecek; ancak üzerine tutulan kimliksiz, vandal, kaba spot ışıkları öğretmenin aydın, saygı, sevgi dolu mum ışığını gölgeleyecek...

    24 Kasım öncesinde öğretmene ne tür nobranlık varsa yapılacak; vurulacak, kırılacak, incitilecek;

    24 Kasım'da naif bir kimlikle öğretmene övgüler yağdırılıp gururu okşanacak, 25 Kasımda?!..

    *

    Ne Olmalı?

    24 Kasımlarda, çocuğunun önünde "ölmek istemiyorum" diyen eşinin boğazını kesebilen adam!!!ları yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı!

    24 Kasımlarda sokak ortasında bir kadını 20 yerinden bıçaklayabilen insanımsıları yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı!

    24 Kasımlarda kedi, köpek gibi insan dostu dilsiz kulları boğarak öldürebilen, ayaklarını keserek canlarına kıyabilen canileri yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı!

    24 Kasımlarda kendisine ışık olan öğretmeninin canına kastedebilecek kadar sevgiden nasipsiz, kindar çocukları yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı!

    24 Kasımlarda derman bulmak için gittiği doktora " yaz ulan şu ilaçları" diyerek vurup kıran, darp eden vandal, maganda tipleri yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı!

    *

    Ayrıca,

    Okullar, bilim yuvası, sanat merkezleri olacak şekilde dizayn edilip donatılmalı, bilim sanat merkezlerinde sınavlarla yetenekli öğrenci arama yerine, yetenekli öğrencilerin ben buradayım deyip kendini gösterebilecekleri ortamlar yaratılmalı...

    Bütün okullar imkan ve donanım olarak birbirine denk hale getirilip, bütün öğrencilerin eşit eğitim almaları sağlanmalı...

    Müfredat herhangi bir ek eğitim, kurs ya da destek alınmasını gerektirmeyecek şekilde tekrar düzenlenmeli...

    Ders saatleri, çocukların aileleriyle daha çok vakit geçirebilecekleri, daha çok aile sıcaklığı ve şefkatini hissedebilecekleri sınırlara çekilmeli...

    Eğitimin ilk dört sınıfı, sınavdan muaf olup bu yaşlardaki küçük yürekler yaptığı netle, aldığı notla ezilip örselenmemeli; yalnızca temel değerler verilip, yetenekleri geliştirilmeli...

    *

    Sonuç olarak,

    Öğretmenin sosyal statüsü değişmeli, kaybedilen onur ve itibarı iade edilmeli, çalınan saygınlığı geri verilmeli, ekonomik gücü yükseltilmeli, eğitimin ticareti yapılmamalı, öğretmen yetiştirmede 40'lı yılların Köy enstitüleri; 60'lı, 70'li yılların öğretmen okulları sistemine dönülmeli, köylerde söndürülen eğitim ışığı tekrar yakılmalı ve memleketin her karışı sevgi, saygı ve hoşgörü ağıyla örülmeli...

    *

    ... ve diyorum ki:

    Çaresi yok! öğretmen er geç toplumdaki saygın yerini yeniden alacak; herşeye rağmen aydınlık gelecek yine öğretmenler tarafından inşa edilecek!..

     

    Sen Öğretmenim!

    Sen bir gün değil, 365 gün başlar üstünde taşınmaya lâyıksın!..

     

    Hayrettin Özpek/ 24 Kasım 2019

     

    MUSTAFA NECATİ İLE İLGİLİ BİRKAÇ İLGİNÇ OLAY

     

           Şarkışla'nın İstiklâl Okulu'nda başöğretmen Cengiz'in anlatısından:

     

           Böbreklerimden çok rahatsızdım. Bir kağnı ile ve zorlukla Kayseri'ye, oradan da hemen o günlerde henüz gelmiş olan tren- le Ankara'ya gittim. Ulus'ta şimdiki İş Hanının bulunduğu yerdeki Bakanlığı sorarak buldum. Yapının arka kapısı önündeki küçük bahçede bir tahta sıraya iliştim. Sancılardan kıvranıyor, ne ya- pacağımı bilemiyordum.

          

           O sırada bir araba geldi, içinden iki kişi çıktı, bunlardan biri bana sordu:

          "Siz kimsiniz?"

          "Muallimim,..."

          "Muallim burda oturmaz," dedi.

     

           Ben, yasak olduğunu sanarak, ayağa kalkarken büyük acı duyuyordum. Konuşan kişi : "Hem de hasta muallim!" dedi. Bu iki kişi kolumdan tutarak beni içeriye götürdüler bir koltuğa oturttular. Benimle ilgilenen bu kişi meğer Bakan Mustafa Necati imiş. Çay getirttikten sonra durumumu sordu, saymanlık müdürünü çağırttı, bana para getirmesini söyledi.

     

          "Teşekkür ederim, param var," dedim.

          "Biliyorum," dedi.

     

           Saymanlık müdürü para getirdi, o arada Demiryollarına telefon edildiğini öğrendim, yataklıda yer ayırtmışlar. Bunlar olurken anladım ki, beni İstanbul'a hastaneye gönderiyorlar. Bu sırada yazılmış bir mektubu bana verirken de :

    "Bunu İstanbul'da Cerrahpaşa Hastanesi Başhekimine vereceksin," dedi.

    Arabasıyla beni istasyona gönderdi. Orada beni aldılar, yataklıda ayrılan yerime yerleştirdiler. Bir demiryolu görevlisi, ne gereksinmem olursa ona bildirmemi söyledi.

           Bunlar olurken böbreklerimdeki sancılar kesilmişti de. Trendeki yerimde bu düşleyemeyeceğim ilgi ve tutuştan, sevincimden ağlıyordum.

           İstanbul'a varınca, beni karşılayan birisi Cerrahpaşa hastanesine götürdü, başhekime tanıttı. Bakanımın mektubunu başhekime verdim, okuduktan sonra «Hiç kaygılanma, ameliyatın yapılacak, kurtulacaksın» dedi. Beni çok temiz bir yatağa yatırdılar. İşlemcenin (ameliyatın) ertesi günü başhekim elindeki bir telle beni sormaya geldi; anladım ki, Bakanımız durumumu sormuş. Hastaneden çıkınca Ankara'ya geldim. Yine bakanlığın o kapısı önünde beklerken Necati Bey geldi. Bu kez ayakta ve sağlıklı idim. Beni görünce gülmeye başladı. Geçmiş olsun! dedi elimden tuttu, odasına götürdü, oturttu.

        

             "Seni artık kente alalım, böbreğin tek kalmış;" dedi.

           "Teşekkür ederim, Efendim, Sizin idealiniz köydür, ben de köyde çalışacağım."

           "Kentte de gereklisin; ya bulunduğun köyde sağlığında bir terslik olursa?"

           "Ne olursa olsun, köyümde çalışacağım;" dedim.

           "Öyleyse ufak bir rahatsızlığın olursa, doğruca bana geleceksin;" dedi.

                      

                        ***. ***. **'

     

           Başöğretmen rahmetli Sadık Çiner İzmir'den yazmıştı :

     

           İçel'de ilkokul öğretmenleri o yıllarda aylıkları il geçingesinden (bütçesinden) ödenirdi. Uzun süre aylıklarını alamadıklarından Muallimler Birliği Başkanı, Bakan'a bir telle yakınmaları bildirmiş. Bakan, valiye 24 saatte ne yapıp yapıp öğretmenlerin aylıklarını ödeyemezse, onların hepsini, bunu yapabilen bir ile atayacağını bir telle bildirmiş.

     

           Ertesi gün validen ve muallimler birligi başkanından aylıkların ödendiği yanıtını almış. Necati, İçişleri Bakanıyla görüşe- rek, bu vali, öğretmenlerin aylıklarını ödeyebiliyor idiyse, neden böyle geciktirmişti; ödeyemiyor idiyse nasıl olup da böyle kısa bir sürede ödedi. Öğretmene ve eğitime böyle saygı ve ilgi duymayan bir vali ile çalışılamayacağını söyleyerek, onun valilikten alınmasını sağlamış.

                 

                       ***. ***. ***

           Emekli öğretmen Sayın Seyfi Koryürek'in, emekli tarih öğretmeni Seyfi Beşe'den yazılı olarak aldığı belgeden :

          

            Kardeşim, Kemah'ın İhtik bucağında öğretmenken bucak müdürünün köylülere yaptığı baskılara dayanamayarak karşı çıkmış. Bu nedenle, bucak müdürü kardeşimi kaymakama yakınmış. O da, öğretmen köylüleri kışkırtıyor, diye valiliğe yazmış. Vali kendi başına öğretmene bir şey yapmak istemediğinden durumu İçişleri Bakanlığına bildirmiş, o da dizeçi (dosyayı) Milli Eğitim Bakanlığı'na göndermiş. Necati, durumu iyice inceletmiş ve İçişleri Bakanlığı'na : "Valiniz öğretmenime bir daha böyle haksız davranırsa, onu valilikten almanızı rica ederim" diye yazmış, öğretmene de; "Hakkınızdaki yazılara verilen yanıt ilişiktir; ona göre davranmanız gerekir, gözlerinizden öperim" diye yazmış.

    Kaynak: Mustafa Necati/ M. Rauf İNAN

                   

                     ***. ***  ***

    … VE YÜREĞİMDEN DÖKÜLENLER

                 ERDİR ÖĞRETMEN

    Eğri doğru nedir yönü gösteren
    Karanlığa ışık önü gösteren
    Engelleri aşıp çağa koşturan
    Kılavuzdur bize yolda öğretmen

    Nehir olur akar kıraç toprağa
    Can verir filize dala yaprağa
    Damla damla yağar bahçeye bağa
    Susuzluğa vaha çölde öğretmen

    Günaydınla geçer tahta başına 
    Sevdayı umudu katar aşına
    Dantel dantel işler bakın işine
    Nakış nakış yazan kalem öğretmen

    Cehalete engel perdedir perde
    Kâh bulutlarda kâh karanlık yerde
    Düşün hele düşün nasıldır nerde?
    Gündüzlere güneş yıldız öğretmen

    Dönmez ki yolundan kara kışlarda
    Geçer ömrü geçer hep yokuşlarda
    Türk'üm diyor mutlu bakışlarında
    Bayrak açar burçta serde öğretmen

    Yurdu karış karış bilgiyle ören
    Çağları yaşayıp yarını gören
    Körpe dimağlara mührünü vuran
    Atatürk izinde erdir öğretmen

    Hakettiğin değeri göreceğin günler umuduyla,

    GÜNÜN KUTLU OLSUN ÖĞRETMENİM!

    Hayrettin Özpek / 24 Kasım 2022

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Ücretsiz ön muhasebe programı Bartın Çekici