Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Selami Bey.. Ali.. Vertigo..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Selami Bey.. Ali.. Vertigo..
    4 Ocak 2023

            SELAMİ BEY.. ALİ.. VERTİGO..
           ''Acıyı tanıyor sevgili hocam'' demiştim bir yazımda.. ''Çocukken 14 yaşındaki ablasını ve 16 yaşındaki ağabeyini kaybetmiş demiştim.. ''Babasının evlat acısıyla İstanbul'a sığamaz oluşunu görmüş, İstanbul'u terk etme kararı alışına şahit olmuş.. Önce Samsun'un bir kasabasına, oradan Afyon'un Bolvadin ilçesine savrulmuşlar ailece.. Böyle demiştim oğlu Mithat'ı kaybettiğinde ..
    * * *
          Afyon'a Vali olarak atanan ve göreve baslayacağı gün vefat eden babası vardı Selami Hoca'nın.. Hastane bahçesinde beş yaşındaki kızı ve iki yaşındaki oğlu ile çaresizliği yaşayan annesi.. Ailenin Cemil Topuz Bey'in himayesi altına girişi, Hoca'nın ''Selam'' olan isminin mahkeme tarafından eklenen İ harfinden sonra ''Selami'' oluşu..
    * * *
           Ve Şerafettin Erbayram.. Bir sohbet ortamında; 'Şerafettin Bey' den randevu aldık'' diyordu bir arkadaş.. ''Gittiğimizde yerinde yoktu.. Bir yakınının cenazesindeymiş.. Bir süre sonra ''kusura bakmayın'' diyerek geldi.. ''Oraya koş, buraya koş derken geciktim biraz'' diyerek.. ''Mezarcı bul, hocalara haber sal, defin işlemleri derken, akşamı ettik..''
    * * *
           ''Rahmetli Deli Ali'nin onun himayesinde olduğunu bildiğimizden ''Ali yok muydu abi'' dedik ''O bakıyordu ya bu işlere.. Boynunda havlusu elinde bakır ibriği..! ''Öyleydi ama'' dedi,''biz Ali'yi defnettik bugün..'' O konuşmadan sonra farkettim ki, bir delinin ölümü bin akıllının ölümünden daha fazla ses getiriyor şehirde.. Onların da bir gün ölecekleri hiç aklımıza gelmediği için belki de.. Hani şair; ''Yanında duruyor, garipsiyorduk deliyi / Nereden bilelim bir Kumru gibi öleceğini'' diyordu ya bir şiirinde.. O hesap..
    * * *
           DERGİ..
           Mine Söğüt ile Marcus Chown'un iki kitabını göndermiş Koca Götlü Ali.. İkisi de hangisinden başlayacağıma karar veremeyeceğim kadar güzel.. ''Doğan Kardeş'' dergisi'nin konu edildiği Mine Söğüt'le mi başlasam, yoksa, kitabının arka kapağında ''Dünya'daki 7 milyar insanı bir küp şeker'e sığdırabiliriz'' diyen Marcus Chown'la mı..?
    * * *
           Bilmiyordum.. 'Doğan Kardeş'' dergisi, İsviçre'de yatılı okul'da okurken çığ altında kalan bir çocuğun anısı için çıkarılmış meğer.. 1939 yılından beri cesedi bulunamayan 10 yaşındaki Doğan Taşkent'in anısını yaşatmak için..
    * * *
          ''Vay anasını ! dedim okurken.. Nasıl duymadık biz bunu.. Oysa çocukluğumuzun en önemli dergilerinden biriydi Doğan Kardeş.. Üzerimizde derin izler bırakmış bir dergiydi.. Posta Caddesinde Ayşe Hocanım'ın yönettiği şehir kütüphanesinde tanışmıştık kendisiyle.. Gıcırdayan merdivenlerle çıkılan, Odalarında ocağı, bacası, banyo dolabı hatta yüklüğü olan 'evden bozma' kütüphanede.. Zaman zaman mandolin kursları da verilen, ve benim kursa gelenlerden birine fena halde abayı yaktığım mekanda..
    * * *
           Çocukluk aşkları unutulmazmış.. Başka bir yere tayin olup şehirden ayrıldıkları günü hatırlarım.. Eşyaları taşımak için gelen kamyonu, ayaklı dikiş makinesinin, sandalyelerin, halıların kamyona yüklenişini.. Eski plakları, zarflara doldurulmuş fotoğrafları.. Ve Dilber teyzeyi.. Komşularına sarılıp sarılıp ağlayan..
    * * *
           O günlere ait sararmış, yıpranmış bir fotoğraf var hala sakladığım.. 11-12 yaşlarında bir çocuk var fotoğrafta.. Benimki.. Tarih yok.. 1960'lar olmalı.. Koyu renkli pazen bir elbise var üzerinde.. Uzun konçlu çorapları ile eteğinin rengi aynı.. Bir elinde küçük bir çanta, diğer eli kardeşinin omuzunda.. Fotoğrafta en çok naylon ayakkabıları dikkat çekiyor.. O yılların en popüler ve en fonksiyonel ayakkabıları..
    * * *
            Fotoğraf, çıkmaz sokakta çekilmiş.. Deli Fahri'lerin evinin önünde.. Önünden korkarak geçtiğimiz, bahçesinde hergün kurumaya bırakılmış çamaşırlar, gömlekler, pijamalar asılı olan.. Ve çamaşırların en ortasında Deli Fahri'nin uzun paçalı donu.. Tüm mahallenin100 metre uzaktan bile görse tanıdığı..
    * * *
            Düşünüyorum da çocukluğumuz oldukça kötü şartlarda geçti bizim.. Ayağımızda naylon ayakkabılar, başımızda gazeteden yaptığımız şapkalar.. Ve güneş yanığı ayaklarımızda naylon ayakkabıların model model izleri..
    * * *
           Aslında daha önce yarım kalan bir konuyla başlayacaktım bugün.. 1941 yılında Bolu'ya mecburi iniş yapmak zorunda kalan yolcu uçağıyla.. O günü anlatacaktım.. Otomobiliyle Üzeyir Usta'yı, yaylı arabasıyla İsmail Ağa'yı, siyah körüklü faytonuyla Bedri abi'yi.. Ve Demokrat Kahve'den gelenlerle  birlikte yolcuları kurtarmaya koşan vatandaşları.. Bir bölümünü daha önce anlatmıştım gerçi.. O uçakta bulunan Nurullah Ataç'ın anılarından alıntılar yaparak anlatmıştım..
    * * *
             Anlatmıştım da; sonradan Üzeyir Ustanın arabasının 1929 model Amerikan Ford'u olduğu bilgisi geldi, onu ekleyecektim.. O aracın Atatürk'ün Bolu ziyareti sırasında bindiği araç olduğunu, şoförlüğünü Üzeyir Usta'nın yaptığını.. Abant'ta bir kaç takla atan o aracın, Üzeyir usta ve kardeşlerinin uzun uğraşları sonucu yeniden eski haline getirilebildiğini..
    * * *
           İzzet Kutucuoğlu'ndan bahsedecektim sonra.. Şehre ilk motorlu aracın gelmesinde önemli rolu olan İzzet Ağa'dan, oğlu Viyolonsel sanatçısı Kenan Kutucuoğlu'ndan ve İzzet Ustanın gelini Edibe Hanımdan.. Edibe Hanım'ın Türkiyenin ilk akrobasi pilotlarından biri  olduğundan..
    * * *
           Bir de bir kaç fotoğraf vardı mesaj kutuma düşen.. Daha doğrusu bir kaç gazete küpürü.. Onlarla ilgili bir şeyler yazarım diyordum.. Bir kaç gündür cebelleştiğimiz ''Vertigo'' belası yüzünden onu da yapamadım.. Daha sonra artık..Telefonla da görüştük o arkadaşla.. Ortaokul'da aynı sınıftaymışız.. Aile içindeki sorunlar yüzünden 1970 yılında İstanbul'a taşınmışlar.. Yollarını ayırırken; ''Ne ölün ölüme demişler, ''ne dirin dirime..!
    * * *
           Neyse.. Bugünlük de bu kadar olsun.. Yeni yılda sağlık, mutluluk ve huzur diliyorum yeniden.. Kendinize iyi bakın..
           Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU..

    • Uzaktan_Bolulu5 Ocak 2023 . 10:02

      Hep bir hüzün hep bir acı vardır havasında syunda. Mutluluk bile kökez gibi bir değişik bir tadıyla gelir Bolu'da. Temmuz ayının sabahında bile insanın içini titreten bir kekremsilik. Bolu'ya inen uçağın hikayesini merakla bekliyoruz. Geçmiş olsun dileklerimizle.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak