Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Anneler Günü.. Lamia Müjgan..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Anneler Günü.. Lamia Müjgan..
    14 Mayıs 2023

          ANNELER GÜNÜ.. LAMİA MÜJGAN..

          1944 yılında yaklaşık dört bin kişinin öldüğü 'Bolu Depremi'ni ilk kez bu kadar ayrıntılı olarak dinliyordum.. O yıllarda babasının görevi nedeniyle Bolu'da bulunan birinden.. Tabaklar Mahallesi'nde, eskiden Hükümet Konağı olan evde oturan ailenin en küçük oğlundan, Özcan Korkut'tan..

    * * *

          ''16 Ağustos1935 Cuma günü Bolu'da sabah ezanları okunurken doğmuşum' diyordu Özcan bey.. 'Bolu'nun güzelliği ile meşhur Ayşe ebesi bulunmuş doğumumda'' diyordu.. ''Göbek adımı da o koymuş.. Benimkinden olsun demiş, Güngör olsun.."

    * * *

           ''Çaydanlığı masaya koydum, bizim ailenin hayatında önemli bir yer tutan Bolu'yu, çocukluğumu, mahalle arkadaşlarımı düşünmeye başladım.. Hükümet Konağı karşısındaki Askeri Mahfeli, havuz kenarında oturup çay içmelerimizi, Karpuz kollu, etekleri fırfırlı elbiseli komşu kızını.. Karaçayır'da kafayı çekip, tabaklardaki evin bahçesinde kuyu suyuyla ayılttığımız komşumuzu..

    * * *

           Şehre elektrik veren jeneratörün her gece saat onbirde indirilen şalterini.. Şehirde peş peşe yanmaya başlayan gaz lambalarını. Bolu'lu iki yardımcı abla; güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan ''Deli Emine'' ile eve sonradan gelen Şerife'yi.. Ağır kış şartlarında altına kızak taktıkları öküz arabalarıyla dağdan odun getiren köylüler'i.. Bütün gün birlikte olduğumuz, Mahfel'de oyunlar oynadığımız arkadaşlarımı; Sarı Keleş Mustafa, Bülent, Sermet, Gönül, Suna, Özcan ve Sabahattin'i.."

    * * *

           ''1978 yılıydı.. Bir şarkı yapmalıyım dedim.. Bu öyle bir şarkı olmalı ki, Annem Lamia Müjgan'ın Bolu'daki yılları da olmalı içinde.. Zorlu, meşakkatli yılları.. Alman Harbi, karartma geceleri, deprem, ağır kış şartları, kaybedilen iki evlat.. O gece sözlerini yazıp kendi kendime mırıldandığım şarkıyı bir ay geçti, geçmedi tüm Türkiye ile birlikte söylemeye başladık..''

    * * *

           ANNEM..

          Kulağımdan gitmiyor ninni sesin.

          İçimdesin, içimden derindesin.

          Gördüğüm herşeyde, sevdiğimdesin..

          Anlatılmaz, öyle güzel birşeysin.

    *

          Gözümün nuru annem,

          Ömrümün güneşi annem,

          Şu kalbimin ateşi annem,

          Ayırmasın seni Allah benden..

    * * *

            FOTO CEVAT..

            Bolu anılarını anlatan kişi ünlü bestekar, Tamburi Özcan Korkut.. Özcan Bey 1936 yılından başladığı için anılarının çoğuna fransız'ım.. ''Depremde çadırları bir tepenin üzerinde eski bir mezarlığa kurdular'' deyince; ''Hah! dedim ''Fırka'dan bahsediyor yazar..'' Yazdım da.. Sonra aklıma Atatürk'ün depremden çok önce Bolu'ya geldiği, Halkevi'nde kaldığı ve orada mezarlık falan olmadığı geldi.. Yarım sayfa ''Fırka'daki mezarlık'' diye yazmıştım, Jeton düşüp mezarlığın Karga Tepesinde olduğunu anlayınca sildim..

    * * *

           Özcan Bey'e dönersek..1943 yılının şubat ayında, son yılların en soğuk günleriyle boğuşuyorlarmış Bolu'da.. Şehrin tek fotoğrafçısı Cevat Bey babasının en yakın arkadaşıymış.. Onunla ilgili bir anısını anlatıyor.. Bir hafta sonu konu komşu toplanıp mahalleden birinin kamyonuyla Abant'a gitmişler.. Yenmiş içilmiş şarkılar türküler söylenmiş.. Özcan Bey'in annesi Lamia Hanım ve Foto Cevat birlikte keman çalıp şarkılar söylemişler.. Vakit nasıl geçmiş, hava ne zaman kararmış, kimse anlayamamış..

    * * *

           ''Boluya doğru kamyonla yola çıktık'' diyor Özcan Bey.. ''Yolda Cevat Amca kamyon kasasından şoför mahallini yumruklamaya başlayınca durduk.. Baktık ki, gençlerden birinin başı yarılmış, kanlar içinde.. Yanından geçtiğimiz samanlığın yola sarkan direği çarpmış başına.. Çevirdiğimiz bir arabanın yaralı genç'i almak istememesi, Cevat amcanın silahını çekerek adamı tehdit edişi gözümün önünden hala gitmez.. Operatör Kudret Üge o gece pijamalarıyla karşılamıştı bizi hastahanede.. Ameliyata da pijamalarıyla girdiğini hatırlıyorum..''

    * * *

            DEPREM..

           Saatler beşi yirmi geçiyormuş.. Müthiş bir gürültüyle sallanmaya başlamışlar.. Ardından da evlerin çatırtıları ve yıkılma sesleri.. Zifiri karanlıkta kimse kimseyi görmüyor, yıkılan evlerden insan çığlıkları yükseliyormuş.. Bir buçuk metre karla kaplı bahçeye zar zor inebilmişler..

    * * *

           Binlerce kişinin can verdiği, birbirinin üzerine çöken, bazılarından iniltiler gelen evler.. Her yaz tatile gittikleri Seyit Köyü muhtarının üç katlı tuğla evi de yerle bir olmuş o gece.. Mustafa Hoca ile ailesinden on üç kişi yerle bir olan evin enkazı altında kalmışlar.. ''Ertesi günü binlerce ölü defnediliyordu şehirde'' diyor Özcan Bey.. ''Eskiden mezarlık olduğu bilinen tepeye çadırlar kurulmuştu.. Kazılan tuvalet çukurlarından kafatasları çıkan çadırdan bir mahalle..

    * * *

           Zamanla yavaş yavaş komşuluklar, çadır ziyaretleri başlamış.. Şarkılar türküler bile söylenmiş hatta.. Nezahat Arat'ın okuduğu çok meşhur bir şarkı varmış o yıllarda, ''Kalbini Kalbime kat / Beni aşkınla yaşat..! Şarkının sözlerini değiştirip kendi durumlarına uydurmuşlar..

    *

           Kalbini kalbime kat

           Beni aşkınla yaşat

          Ne tatlı rüya imiş

          Çadırda geçen hayat..

    *

          Özcan bey'in anıları o kadar çok ki.. Ama benim aklım ''1978 yılıydı'' diye başlayan yukardaki paragrafta kaldı..

    * * *

          ''1978 yılıydı.. Bir şarkı yapmalıyım dedim.. Bu şarkı öyle bir şarkı olmalıydı ki, annemin Bolu'daki yılları da olmalıydı içinde.. Zorlu, yıllar.. Alman Harbi, karartma geceleri, karakış, deprem.. O gece sözlerini yazıp kendi kendime mırıldandığım şarkıyı bir ay geçti geçmedi, tüm Türkiye ile birlikte söylemeye başladık..

    * * *

          Kulağımdan gitmiyor ninni sesin.

          İçimdesin, içimden derindesin.

          Gördüğüm herşeyde, sevdiğimdesin..

           Anlatılmaz, öyle güzel birşeysin.

    *

           Gözümün nuru annem,

          Ömrümün güneşi annem,

          Şu kalbimin ateşi annem,

           Ayırmasın seni Allah benden..

    * * *

            İnsan, keşke bir zaman tünelinden geçip o günlere bir göz atabilsek diyor.. Bir sırt çantasıyla dolaşsak şehrin sokaklarını.. Tanıdık bir sima ''memlekete hoş geldin hemşerim'' diye karşılasa bizi.. Bir yerde oturup eski günleri yad etsek..

    * * *

           Gelmişken 1944 Depremi'nde Hıdırlık Tepesinde kurulan deprem çadırlarının arasında dolaşşak.. Foto Cevat Abi ile Lamia Müjgan'ı arasak keman seslerini takip ederek.. Sonra Samurkaşzade Mustafendi ile iki kızı Fatma'yla Emine'nin mezarını ziyaret etsek.. Birer karanfil bırakıp höngür höngür ağlasak mezarlarının başında.. Göz yaşlarımızdan Akpınar'ı sel alsa..

    * * *

           Neyse, daha fazla saçmalamadan, ''bu günlük de bu kadar'' diyerek çıkalım buradan en iyisi.. ''Anneler gününüz de kutlu olsun'' diyerek.. Hoşça kalın..

          Erdoğan Mühürcüoğlu..

    (Yazıda bahsi geçen şarkı)

    https://www.dailymotion.com/video/x180y1s

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Önemli olan akıllı olmak değil, aklı yerinde ve zamanında kullanmaktır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Abant Bungalov Evleri