Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste...

Oğlum bak git !!!

Oğlum bak git !!!
    30 Mayıs 2012
    Oğlum bak git !!!

         Son iki haftada, takip ettiğim kadarıyla 3 farklı yerel gazetemizde, 3 farklı değerli yazarımız Bolu ve Davos benzetmesinden bahsetmiş. İkisinde bu benzetme pozitif ve gerçekleşir, inancını dile getirirken, Sn. Hüseyin Kaya hocamız ise benim de yaklaşık 2 ay evvelki "tahta bavul ve turizm" başlıklı yazımda bahsettiğim gibi; ilgili koşullarda ve olası öngörüde bunun mümkün olamayacağını net bir şekilde örnekler vererek açıklamış. Öncelikle hocama teşekkür ediyorum. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi; Turizm hacmimiz Davos'a oranla % 4 gibi,  % 96 lık çok önemli bir fark var. Yani 2 katı 3 katı değil sözünü ettiğim fark tam 25 kat farktan bahsediyorum. Dünya ekonomik platformu nu bu karşılaştırmanın dışında tutalım, yine en az 10-15 kat fark çıkar. Tabi burada ilgili platformun Davos turizminin başladığı tarihe ve bugünkü şartlara gelişindeki katkısı ayrı bir inceleme konusudur.

         Burada sizlere anlatmak istediğim iki ana unsur var. Birincisi bizim (benim ve Sn. Kaya'nın) "sözde" karamsar bakış açımızın nedeni. Diğeri ise turizme nereden hangi pencereden baktığımız gerçeği...

         Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki, turizm hakkında uluslararası boyutlarda araştırma yapıp ilgili modelleri Bolu'nun turizminin gelişmesi için, gerçekten uygulamaya dökme yetisine sahip hiç kimsenin bugünkü şartlarda Bolu turizmi için pembe bir tablo çizmesi beklenmemelidir. "Bolu turizm şehridir" diyenler biraz alınacaklar ancak sektörün içinden ya da, sektörle ilgili bir turizmcinin, bir akademisyenin bu ifadeyi kullanması söz konusu bile olamaz. Biz karamsar olan taraf için net bir şekilde diyebilirim ki; Amacımız "bu iş Bolu' da yapılamaz"  demek değil. Yalnızca eldeki imkan ve şartlarla gerçekçi olduğumuzda böyle bir senaryonun gerçekleşebilmesi için "daha yapmamız gereken çok iş var" demek. Daha 5-6 sene öncesine kadar profesyonel hizmet veren tek bir seyahat acentasının bile ortada olmadığı bir sektörden söz ediyoruz. Bugün halen daha, Kültür Turizm İl Müdürlüğü'ne kayıtlı tek profesyonel turist rehberinin olmadığı bir şehirden söz ediyoruz. Ne otelcilerin, ne de acentacıların birliklerinden veya birlikte iş yapabildiklerinden söz ediyoruz. Bunların ötesinde halkın turistle özdeşleşebileceği bir ortam ve altyapı malesef mevcut değil. Hediyelik eşya dükkanları, turizm danışma büroları, yeterli kalifiye personel, turiste para harcatacak  fasilite, yerel mutfağı turiste uygun servis edebilecek restaurantlar, ulaştırma potansiyeli, turizm şoförü olarak tabir edilen servis personeli, otellerden günübirlik tur hizmetleri, organize edilmiş destinasyon sunumu vs.vs.vs.

         Sizi temin ederim ki, bunlar yalnızca başlangıç için olması gerekenler. Düşünsenize hanginiz şehir dışından bir yakınınız, arkadaşınız geldiğinde Gölcük'e götürmediniz ? Kendi gelen bir bireyin, kendi imkanlarıyla tabela takibi ile yolunu bulamadığı, ya da olmayan turist danışma bürosundan eline şehir haritası alıp gidemediği Gölcük'ten bahsediyorum.
    Sonuç, sizin biliyor olmanız neticesinde misafirinizi, o muhteşem manzarayı izlemeye ve o güzelim doğayla tanışmaya götürdünüz. Sonra ne oldu? Piknik harici, yemek yeme imkanı yok veya kısıtlı, piknikçiler için altyapı yetersiz. Bölgeye dair hatıralık eşya satın alabilme imkanı yok, bölgede turiste para harcatma imkanınız yok. Giriş ücretleri zaten şehrimizin direk geliri değil. Bakımsız bırakmak apayrı bir ayıp. Gölcük'ü olduğu gibi alıp, italya'da Como ve Garda Göllerini'nin arasına koysanız; Bütün dünyanın haberdar olduğu, Como'da olduğu gibi Hollywood yıldızlarının civarında villa yaptırdığı, dünyanın öteki ucundan ziyaretçilerin görmeye geldiği, milyonlarca dolar gelir getiren bir turist merkezi haline gelmesini izlerken şaşırmazdım. 

         Çok klişe bir tabir ama, elimizdekinin kıymetini bilmeme konusunda bizden iyisi yok. Bunu önce Bolu, sonra Türkiye için söylemek çok kolay.  Sözde karamsarlık dediğim kısmı tam da  burası işte...  Gerçeklere baktığınız zaman karamsar olmamak elde değil. Bu bardağın boş  veya dolu tarafına baktığınız bir durum değil. Çünkü bardak tamamen boş.
    Eğer boş bardağa bakıp, dolu bardaktan söz ederseniz; ya halüsinasyon görüyorsunuzdur, ya da polyannacılık yapıyorsunuzdur.

        Biz, yani bardağı boş tanımlayanlar; neden olaya bu pencereden yaklaşıp, olmazlardan bahsediyoruz. Çünkü, eğer bir şeyler yapacaksak, işe önce kendimizi kandırmadan başlamalıyız. Kendimizi, kendimize söylediğimiz bir yalana inandırırsak, sürdürülebilir bir başarıdan söz etmek mümkün olamaz. Her destinasyonun, her şehrin, her ülkenin, her kıtanın bir "turizm ömrü" var. İnişleri ve çıkışları var bu ömrün. Siz hiçbir çalışma dahi yapmasınızda şehrinizde oteliniz olmasa da, turistin gelmesi için bir neden oluşabiliyor. İyi haber şu ki; Bolu'nun da bir "turizm ömrü" var ve şu an için en güzel tarafı "Bolu" daha çok genç. İlerde çok iyi zamanları olacak ve belirli bir dönem için Bolu'ya gerçekten "turizm şehri" denebilecek, biz bunu istesekte, istemesekte...

         Kötü haber ise, Avrupa artık çok yaşlı, o nun gençlğinde biz payımıza düşeni alamadık. Şimdi sırada Asya var, özellikle de en doğudaki ve Pasifik Okyanusu üzerindeki ülkeler altın yıllarını yaşayacak. Tekrar rota bize dönünceye kadar zamanımız var. Eğer çaba gösterir ve altyapımızı kurarsak yaklaşık 5 senede turizmden gelir elde etmeye başlarız. 10-15 senede rota yine Avrupa'ya dönüş yapar. Tahminim 2030 lu yıllarda Bolu tam anlamıyla "turizm şehri" olacaktır.
         Fütürist değilim, falcı hiç değilim. Kesinlikle karamsarlık da yapmıyorum. Gerçek tabloda , büyük resimde görünen malesef bu. Çaba gösterirsek 5 senede turizmde işler yoluna girmeye başlar diyorum ancak, çaba göstermek yerine, şu an ben dahil hepimiz sadece konuşuyoruz.  En azından 15 yıldır bu sektörde görev yapan birisi olarak ben, söylediklerimi Bolu'da turizm lafları ile sanal gündem oluşsun diye söylemiyorum o yüzden içim biraz daha rahat. Ama hala anlamsızca, bilgisizce, içi boş turizm lafları edenlere de diyorum ki; "*oğlum bak git !" 
    *son günlerin trend sözü, hala bilmeyeniniz varsa müracaat, google.. 

    Saygılarımla.

                                                                             Fırat Oktar   

    • Kuzey31 Mayıs 2012 . 10:57

      Şu son günlerin trend sözünü bende internetten kopyala yapıştır yapan, herşeyi birilerine bırakan, kendisi sadece reklam ayağında var olan turizm kompedanları için söylüyorum... Oğlum bak git !!!
    • Kuzey31 Mayıs 2012 . 10:55

      Öncelikli olarak tebrik ederim ki harika bir yazı kaleme almışsınız ve dokundurduğunuz noktalar gerçekten " tam yerine rast geldi manzara koyduk" kıvamında olmuş. Bolu'da bu iş yapılmaz değil yapılabilir ama boş boş konuşarak kesinlikle yapılmaz. İl olarak yatak sayımız yetersiz, salonumuz yok denecek kadar az. İl içinde sadece uçak bileti satıp turizmin kompedanı gibi konuşan boş tenekelerle bu iş yapılmaz. Alt yapı hazırlanmalı bunun içinde sıfır kazanç beklentisiyle bir kaç yıl beklemeli işletmeler. ama onu da sanmıyorum, en basit bir fuar organizasyonunda bir araya gelemeyen otelciler bu işten de, az emek sarfedip daha çok nasıl kazanırız diye düşüneceklerdir.
    • Sarslan31 Mayıs 2012 . 09:24

      güzel bir konuya değinmişisniz kutluyorum ancak önce biz "burası bolu olsa da olu olmasa da olu" yu geçmemiz sonrada "kabuğumuzu kırmamız " gerekiyor. son 30 senedir bu konuyla ilgili en az 30 yazı okudum gözle görülür tek özel sektör yatırımının Gazella olmakla birlikte, devlet teşvikli yatırımımız "abant katliamı" olduğunu gördüm..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Erpiliç

    GÜNÜN SÖZÜ

    Şüphe etmek, bilmeye atılan ilk adımdır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak