BolununSesi, ne belediyeden, ne de devletten 1 krş. almadan, tenezzül bile etmeden yaşayan TEK gazetedir

Han.. Ağrı'da.. Kahya...

Han.. Ağrı'da.. Kahya...
    4 Ekim 2025

    HAN.. AĞRI'DA.. KAHYA... Vay bee ! dedim, ''bunu bizden ...

    Han.. Ağrı'da.. Kahya...Han.. Ağrı'da.. Kahya...Han.. Ağrı'da.. Kahya...Han.. Ağrı'da.. Kahya...Han.. Ağrı'da.. Kahya...

           HAN.. AĞRI'DA.. KAHYA...

           Vay bee ! dedim, ''bunu bizden sakladılar demek.. Meğer bir de ''Mansur Efendizade'' hanı varmış Bolu'da... Bağdat'dan İstanbul'a gidecekken eşkiyalar yüzünden yola devam edemeyen ve bu handa 14 Kasım 1705 Cumartesi günü vefat eden Abdullah efendi'yı okurken farkettim ben de..

    * * *

           Bekir Sıtkı Erdoğan'ın ''Hancı'' şiirindeki gibi bir hikaye.. ''Garibim, her taraf bana yabancı'' gibi, ''Bende bir resmi var yarısı yırtık'' gibi, ''Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim'' gibi.. Geride eski bir çanta kalmış Abdullah efendi'den.. Bir küçük not defteri, para kesesinde boynu bükük bir mühür..

    * * *

            Baktım da; Sadece Bolu Dağı değil, şehir merkezi de pek tekin değilmiş o yıllarda.. Bir ''Derebeyi Mustafa bey'' var mesela, Vahşi Batı'nın en psikopat silahşör'ü Clay Allison gibi.. ''Yürümesi hoşuma gitmedi'' diye adam öldürüyor , ''rüyama girdi'' diye infaz ettikleri var.. Ve öldürdüğü adam sayısı kadar top attırıyor Hisar'dan.. 3 adam öldürdüyse 3 pare, 5 adam öldürdüyse 5 pare..

    * * *

           Merak edip araştırırken evinin fotoğrafı çıktı karşıma.. Her gün inip çıktığı merdivenleri, su içtiği sürahiyi, defi hacetini giderdiği Hela'yı gördüm.. ''5 pare top atılsın Hisar'dan! diye kükreyişini duyar gibi oldum.. Ve ''Nalınlar'' vardı tuvaletinde.. Çocukluğumun kabusu tahtadan oyulmuş ayakkabılar.. Bazı evlerin tuvaletinde görünce, canlanıp peşime düşeceklerini zannettiğim..

    * * *

            İŞ HANINDA..

            Öleceğim aklıma gelirdi de Ağrı'da, yarı karanlık bir iş hanının ikinci katında, hiç tanımadığım biriyle Bolu'yu konuşacağım aklıma gelmezdi.. Müzik aletleri satılan mağazanın açılmasını bekliyoruz bir arkadaşla.. Bolu'yu dinliyorum ondan, gözlerim kapalı.. Kız öğretmen okulunu anlatıyor, okulun ders aralarını bildiren kampanasını, müzik hocası Cemil beyi ve onun piyanosu eşliğinde söyledikleri ''Yüzbaşılar'' türküsünü.. O kadar iştahlı anlatıyor ki, dili damağı kurudu adamın.. Tamamen Fransız olduğum bir konu.. Ne Cemil Hoca'yı tanıyorum, ne de ''yüzbaşılar'' Türküsünü duymuşluğum var..

    * * *

           ''Nalbantoğlu oteli''nde kalmışlar Bolu'ya kayıt için gittiklerinde.. En çok aklında kalan da otelcinin kimseyi ayakkabı ile içeriye almadığıymış.. ''Daha otelin önündeyken ayağımıza terlik veriyordu adam'' diyor..

    * * *

           KAHYA

           Şehir Sinemasının arkasındaki garaj'dan Ankara otobüsüne binmeye hazırlanan birinin fotoğrafı vardı, onu arıyorum.. Delirecem! yok.. Merdivenden otobüsün üzerine tırmanıp valizleri yerleştiren muavinin olduğu fotoğraf.. Ve Gölyüzü mahallesinden Sabri abi'nin valizleri ona uzatarak yardım ettiği.. Bolu gençlik kulübünün ''Top geçer adam geçmez'' Sabri abi'si..

    * * *

            Fotoğrafı ararken baktım da bugün artık hiç bir şey kalmamış o zamanlardan.. Geçtiğimiz yıl gittiğimde de farketmiştim bunu.. Yaşlılar bu dünyayı çoktan terk etmişler, yaşıtlarımız da ''hayat mücadelesi'' deyip çeşitli şehirlere dağılmışlar.. Bizim ev bile yoktu yerinde.. Bahçedeki ''yatır'' vardı sadece.. Ve onun hatırına ayakta durmaya çalışan mezar taşı..

    * * *

            Musluğu sökülüp ağzı çimento ile kapatılmış çeşme, İmar yasağı yüzünden, viraneye dönmüş ahşap ev.. Bahçesinde çürümeye terk edilmiş Anadol.. Ve ''Anadol''un olmayan camlarından dışarı fışkırmış bol çiçekli erguvan dalları.. İtfaiyeci Ahmet çavuşun klarnetinden şarkılar dinlediğimiz balkonu vardı o evin.. Onun, Bando Şefi Turgut bey'den emanet aldığı ve bir gazeteye sarıp eve getirdiği klarnetten.. Aktaşlı deli Remzi'nin babasıydı Ahmet çavuş..

    * * *

            İKİNCİ BÖLÜM..

            Bir sigara yakıyor. ''insanın kapısının çalması başka şey hemşerim'' diyor.. Hiç ummadığın anda bir dostun çıkıp gelmesi... ''Bir çay koysana,'' demesi.. Ya da ''aklıma esti, çıktım geldim'' demesi.. Yok, onu demiyorum hemşerim.. İnsanın diyorum, insanın kapısı çalmalı.. Telaşa düşmeli insan.. Bir çay suyu koymalı.. İki bardak çıkarmalı.. Onu diyorum..''

    * * *

            En çok ''ben yalan söylemem'' derken yalan söylüyor insan.. ''Çok sevdim ben bu şehri'' diyorsun ya ! Yalan! Nereye seviyorsun? Her sabah hiç alışık olmadığın bir coğrafya'ya uyan; İkide bir aç haritayı ''ben nerdeyim yav? diye sor kendine, sonra da ''çok sevdim ben bu şehri..! Yemezler..!

    * * *

            Çay geliyor.. Tabağın kenarında limon dilimi, içinde nane yaprağı.. Fincan bana bakıyor ben fincana.. Bolu'daki kıraathaneleri anlattıyorum ona.. Bizim kuşağın sokak ve kahve kültürü edindiği yerleri.. Orta yaşın üstündekiler için Tos Ahmet'in kahvesi, gençler için Demokrat kahve vardı diyorum.. Emniyet kıraathanesi, Hacı beş para'nın yeri, Üner'in lokali.. Tos Ahmet'in kahvesi'ne çok gülüyor.. Ben de onun bizim Süleyman abi'ye olan müthiş benzerliğine..

    * * *

            Bahar sinemasında Erol Taş’a sinirlenip sigarasını perdeye mermi gibi fırlatan adamdı Süleyman abi.. Rol modelimizdi.. Sultan hamamının üzerine tırmanıp içersini gözetlemek de dahil pek çok şey öğrendik kendisinden.. Kadın kısmının anotomisini onun kaldırıma çizdiği şekillerden öğrendik.. O,''Şekil (a) da görüldüğü üzereee'' derken nefesimizi tuttuk helecandan.. Maalesef o askere gitti, ve o muhteşem bilgi akışı kesildi.. İlkokul 4 deydi askere giderken..

    * * *

            Topal Abdullah’ın otelinden yumurta pazarına, oradan Koca Salih'in evine uzanan sokaklar.. Köşe başındaki evin ikinci katında Sadık Usta.. Boynunda mezura, elinde makas.. Ve penceresinde hiç kapanmayan radyosunda şarkıların en divanesi, en şahanesi.. ''Gözlerine şarkı seçtim / Senin için candan geçtim..''

    * * *

            Koca Salih'in oğlu Arif vardı Bosfor Turizm'de.. Niyazi usta da çalıştı orda.. Rahmi Maçka, Atilla Önal, Cevat Abi.. Ne pantolonlar giydik Cevat abi'nin yurt dışından getirdiği.. Ne gömlekler giydik, çift pensli, genç işi.. ''Kızlar bizi çilek gibi kapışsın'' diye ne parfümler sürünüp çıktık Lise bayırına, Altın Damla'lı, Kara Kedi'li, Zambak'lı.. Benimki Papatya'ydı.. Papatya yok muydu..?

    * * *

           Hahahahaha..! ''Fülüsisüfli'' adında bir köyümüz varmış; duydunuz mu? Ben de bir arkadaştan öğrendim.. Öldürecek beni bu şehir yav.. Sadece ''Fülüsisüfli'' olsa gene iyi, bir de ''Fülüsiülvi'' var.. Kim bulmuşsa bu isimleri Allah'ından bulsun.. İşe bak..! Biz daha ''Şemsi Ahmet Paşa'' caddesi'' bile diyemezken.. Bir de kekeme isen boku yedin zaten.. Kıvran dur artık vergi dairesinde, Tapu'da.. Memur da kıvransın dursun..Tövbe estağfurullah..

    * * *

           Hakkaten 1967 Bolu il yıllığında var bu köyler, Fülüsiülvi köyünün muhtarı Selahattin Erdemir, Fülüsisüfli köyünün muhtarı Bayram Yavuz.. Her iki köy de merkeze bağlı.. Neyse..

    * * *

           Neyse, bugünlük de bu kadar.. Aslında Halil Ağaların Hatçanım'ın bahçesindeki Türbeyi de yazacaktık bugün.. Onun yaraları yalayan ''Şifacı Kedileri''nden bahsedecektik.. Olmadı, kısmet değilmiş.. Küpeli Ayşe hanım satamadığı elbiseleri ''belki müşteri çıkar'' diye kaplıcada giyer teşhir edermiş'' diyecektik.. O da kaldı..

    * * *

           Ve en önemlisi; ''Bir ince sızı'' diyecektik.. ''Bir Liseli esmer kız'' vardı Konuralp Caddesi’nde diye başlayacak, Atatürk bulvarından Konuralp Caddesi’ne dönünce, biraz ileride soldaydı evleri'' diye devam edecektik..Göz yaşları sel oldu cenazesinde diyecektik.. Sınıf arkadaşları vardı,öğretmenleri vardı evin önünde'' diyecektik. Astım krizi diyecektik.. 80'li yılların sonuydu galiba diyecektik..

    *

          Bir liseli esmer kız

          Gözleri yıldız yıldız,

          Çocuksu dudakları

          Bin sırla bükülürdü..

           Hoşça kalın..

           Erdoğan Mühürcüoğlu 

    • Murat Hitit13 Şubat 2026 . 02:36

      Futbol takımı ...Hocalarımız sol ön Fransızca Eniştem Selami Hitit ,Beden (spor) Selim Marangoz.Üst sağ Fizik Yaşar Eyüboğlu, yanı Beden (spor)Cahit hoca yanında Edebiyat Türkce hocamız M.Aktaṣ .saygılar.....
    • Erdoğan Muhurcuoglu5 Ekim 2025 . 12:50

      Sevgili Taner Başer ve Gölgesiz rumuzlu dostlarım yorumlarınız için çok teşekkür ederim.. Gölgesiz rumuzlu arkadaşım, İlkokul 4.ncü sınıftan askere giden abiyi yanlış yazmışım.. Doğrusu 4ncü değil 3ncu sınıftan askere gitmiş olacaktı.. Elimde sınıfça çekilmiş fotoğrafı da var ama etik olmaz diye paylaşmadım.. Cumhuriyet Okulunda 3 ncü sınıfta ve Çakır Emine'nin öğrencisiyken yarı yıl tatilinde askere alınmış.. Selamlar..
    • Gölgesiz4 Ekim 2025 . 20:14

      Sadece sizin eviniz değil yerinde olmayan. Bizim evlerimiz de yok artık yerlerinde. Çoktan verdik onları yedi başlı kapitalizm canavarına bahçeleriyle birlikte, karşılığında komidin çekmecesi gibi üst üste yığılmış kibrit kutularının içine tıkılmayı kabul ederek. Artık evlerimiz yok bizim, özgürlüğümüzü parayla takas ettiğimiz modern kutularımız, hücrelerimiz var. Şehir konusunda da haklısın abi :Yemezler. İnsan, tohumu delip topraktan çıkan filiz misali içine doğduğu şehre, topluma, kokusunu soluduğu havaya, beslendiği köklerine aittir. İnsanın anavatanı çocukluğudur. Sen de bu kültüre, bu coğrafyaya aitsin. Edremit’te, Ağrı’da, Erzurum’da.. nerede olursan ol/nerede ölürsen öl. (inş.sağlıkla uzun yaşar, çok yazarsın daha) Bizim sesimizsin sen, Bolu’nun sesisin. Bu şehrin, zamanın gerisinde takılı kalmış, adları hatırlanmadığında tarihin sayfalarından silinip gidecek ruhlarını cisimleriyle olmasa da isimleriyle bugüne taşımaya ve aramızda yaşatmaya devam ediyorsun. Kaybettiğini bulmuş çocuklar gibi seviniyoruz yazılarınızla.Bu arada, anatomi dersinizin yarıda kesilmesine üzüldük:) Ordan ne güzel geometriye de geçerdiniz! Ayrıca şekil (a)’nın tam olarak nası bi şekil olduğunu da askerliği gelmiş 20 yaşında bir kazığın 4. sınıf sıralarında ne işi olduğunu da anlamadık. Neyse,hayat okulunun müfredatı olmaz, her şeyi de anlamamız gerekmiyor.Toplumunuzun hafızasına, şehrinizin kültürüne verdiğiniz emeğinize saygıyla...
    • Taner Başer 4 Ekim 2025 . 18:44

      Ayrıca resimlerdeki değerli öğretmenlerimize eşrafımıza Allah'tan rahmet dilerim. Hala içimizde yaşıyorlar . Bir yerde okumuştum kişi kendini tanıyan son kişi öldüğünde ölür diye . Yani hala daha bizlerin nezdinde hala yaşıyorlar .
    • Taner Başer4 Ekim 2025 . 18:40

      Elinize sağlık Erdoğan bey sayenizde Bolumuzun bilmediğimiz duymadığımız yerlerini yönlerini güzel anlatımızla öğreniyoruz .Fülüsiülvi köyünü çok merak ettim nerede olduğunu. Hemen araştırmaya başlayacağım. Bulamazsam size sorarım. Şekil a yı okurken hala gülüyorum. Ellerinize sağlık Boluyu yaban ellerden anlattığınız için. Selamlar

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Erpiliç

    GÜNÜN SÖZÜ

    Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi