BolununSesi, ne belediyeden, ne de devletten 1 krş. almadan, tenezzül bile etmeden yaşayan TEK gazetedir

Ressam.. Ölüm var, saati yok..   

Ressam.. Ölüm var, saati yok..   
    26 Temmuz 2026

    RESSAM.. ÖLÜM VAR, SAATİ YOK.. Güya Babalar günü için ...

    Ressam.. Ölüm var, saati yok..   Ressam.. Ölüm var, saati yok..   Ressam.. Ölüm var, saati yok..   Ressam.. Ölüm var, saati yok..   Ressam.. Ölüm var, saati yok..   

         RESSAM.. ÖLÜM VAR, SAATİ YOK..

         Güya Babalar günü için yazmıştık bu yazıyı.. Ama araya ''ara'' girince olmadı, planladığımız güne denk getiremedik.. Olsun! Biz de geçmiş babalar gününü kutlayarak başlarız yine.. Öncelikle de özlemini çektiğimiz, ellerini tutamadığımız, boyunlarına sarılamadığımız babalarımızın..

    * * *

         Hatırlar mısınız? Babam'dan ve onun tavan arasında bulduğum çantasından bahsetmiştim bir tarihte.. Evrak çantasından.."Tavan araları" demiştim o yazıda; ''hemen çıkarım diye girdiğin ama ortamın büyüsüne kapılıp bir türlü çıkamadığın yerler.. Eski kıyafetlerin nuh nebi'den kalma eşyaların, sararmış, solmuş fotoğrafların olduğu gizemli yerler..

    * * *

         Babamın 1946 yılında Adapazarı'ndan anneme gönderdiği bir de mektup çıkmiştı eski eşyaların arasından.. Yazıları kaybolmaya yüz tutmuş bir mektup.. 'Bahçe içinde evimiz; içinde boy boy çocuklarımız, olacak'' tarzında yazılmış mektuplardan..

    * * *

         Vay canına! demiştim mektubu ışığa tutup okumaya çalışırken.. 'Bizim babalar da az değillermiş hani ! Aşk meşk işlerinde günümüzü aratmayan maceralar dönmüş şehirde.. İkinci Dünya Savaşının en cafcaflı günlerinde hem de.. Millet yiyecek ekmek bulamazken..

    * * *

          Ve o mektubun içinde kimler arasında yaşandığını bir türlü anlayamadığım başka bir aşk hikayesi daha vardı.. "Eşref'i gördüm" diyordu babam.. "Bolu'dan ayrıldığım gündü.. Hendek'te iki Jandarma ile bizim posta arabasına bindirdiler Eşref'i" diyordu.. "Akıl hastahanesine götürüyorlarmış çocuğu.. Bir görsen; duruşunda, bakışlarında bir tuhaflık, bir anormallik..''

    * * *

         ''Hani konuştuğu bir kız vardı Bolu'da.. Hani evlenecekler diye biliyorduk.. Hani bir süre nişanlı da kalmışlardı.. Sonunda ayrılık olmuş maalesef.. Bu ayrılık hayatını mahfetmiş Eşref'in.. Akıl sağlığı bozulmuş, delirmiş.. Onu Jandarmaların arasında görünce İçim parçalandı.. Kendisi yeni mezun genç bir subaydı biliyorsun"..

    * * *

           Annem Eşref'i tanıdığına göre bütün şehir onu tanıyordur diye düşünmüştüm.. Belki Dörtdivanlı ''Düldül Mevlüt'' destanını bile satmıştır Bolu pazarında.. Nezihi Başçavuş koltuğunun altındaki Abant gazeteleri ile "Yazıyooorr !" diye dolaşmıştır şehrin kırathanelerini.. Kendisi de askeri kanattan biri olarak, ''yazıyooor, Eşref Teğmen'i yazıyoooor! diye dolaşmıştır..

    * * *

            KÖS KÖS DÖNMEK..

            Çocukluğunun bir bölümü Bolu'da geçen İnci Aral'ın ''İçimden Kuşlar Göçüyor'' adlı kitabında da vardı benzer bir 'Tavan Arası'' hikayesi.. Orman Mühendisi olan babasının görevi nedeniyle ''Bolu'da bulunduklarını, kiracı olarak oturdukları evin tavan arasında dergi, fotoğraf ve mektuplardan oluşan bir hazine keşfettiğin anlatıyordu yazar..

    * * *

            Devamında da "Benim asıl yazarlık faaliyetim Bolu'daki evin tavan arasını keşfetmemle başladı'' diyordu.. ''Daha o yaşlarda karşı cinsi etkilemek için edebiyatın müthiş bir koz olduğunu orada bulduğum aşk mektuplarından anlamıştım..''

    * * *

           Yazarın anlatımlarından Karaçayır mahallesinde oturdukları sonucunu çıkarttım ben.. Daha önce de Sait Faik'in ''İlkbahar'' adlı hikayesinde vardı aynı mahalle.. O da Bolu'da geçen çocukluk yıllarını anlatırken, Karaçayır mahallesinde oturduklarını, komşu evin bahçesinden gözüne ayna tutarak kendisiyle dalga geçen on altı, on yedi yaşlarındaki bir kıza aşık olduğunu anlatıyordu.. O da İnci Aral gibi aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala unutamamıştı hem kızı hem de mahalleyi..

    * * *

           ''Vay anasını'' demiştim hikayeyi okurken.. ''Kimmiş bu kız? Kimlerdenmiş? Üzerinden 40 yıl geçmiş ama adam hala unutamamış bizim kızı.. Ne varsa bu Karaçayırın kızlarında.. Biraz da kıskandım galiba.. ''Ulan'' dedim ''O kadar gezdik dolaştık oralarda da kimseden yüz bulamayıp kös kös döndük evimize..

    * * *

          Şimdi gel de İnci Aral'ın Karaçayır'da oturduğu o evi merak etme bakalım.. Hangi evde oturduklarını, evin tavan arasındaki mektuplara konu olan sahiplerini. Gerçi 1950'lerden bahsedildiğine göre, ortada ev mev de kalmamıştır..

    * * *

            Benim aklıma nedense Karaçayır dendimi Karaçayır Camisi'nin önündeki dört yol ağzına sehpa kurup yağlıboya resimler yapan abi gelir.. Ve oradan her geçişimde tuhaf görünümünden dolayı korkup karşı kaldırıma geçtiğim.. Bugün onu sordum Karaçayırlı ziyaretçime.. Tahtacıların Emin efendi'nin oğluymuş o abi.. Benim korkup karşı kaldırıma geçtiğim o abiyi bir kaç yıl sonra tüm ülke ile birlikte ''Ressam Şafak Gökşin'' olarak tanımışız. Hem ünlü bir Ressam, hem de çok tanınmış bir akademisyen olarak.. "Ağlamak Seni Sevmekmiş" ve ''Aman Be İstanbul" adlı iki kitabın da yazarıymış kendisi..

    * * *

             SELAHATTİN..

            Ne çok ölüm haberi aldık şu sıralar.. Son olarak da sevgili Selahattin Varlık'ın ölüm haberi düştü mesaj kutumuza..Tanıdığın birinin mesajla gelen ölüm haberi.. Ölen aynı şehri, aynı yılları, aynı anıları paylaştığın biriyse; ölüm senin için de uzakta değil artık, bunu anlıyor insan..

    * * *

            İlk ustası Baki usta'yı ve onun oğlu Erol'un çok konuşulan vefatını konuşmuştuk Selahattinle.. 'Hörmet lokantası'nı, ''Dostlar Kırathanesi'ni.. O mekanlara takılan Yanık Hayri'yi, Ciba Dayı'yı.. Ciba Dayı'nın ''böyle oturunca daha az yakıyor'' diye direksiyona yan oturarak kullandığı yeşil Renoyu..

    * * *

           Ne diyelim.. Ölüm var saati yok maalesef.. Uğurlar olsun Selahattin.. Nur içinde yat..

    * * *

          Hoşça alın..

        Erdoğan Mühürcüoğlu.. 26. 07. 2026

    • arka sıradaki28 Temmuz 2026 . 17:17

      Böyle başçavuş mu olur ya! Bu nasıl başçavuş? Hem de sokak gazetesi satıcısı ha! Yahu adam Fellini filmlerinden fırlamış birinci sınıf aktör gibi. O ne karizmatik poz, ne esrarlı ve delici bakışlar. Sanki başlı başına başına bir hikaye, senaryo yazdırmış da filmin kapanış sahnesinde perdede gözlerini üzerimize dikip öylece donakalmış son kare gibi! Çok etkileyici!
    • İLHAN TAŞDELEN26 Temmuz 2026 . 16:49

      ELİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK ABİ.
    • Taner Başer26 Temmuz 2026 . 15:43

      Erdoğan bey bir solukta okudum yazınızı .İnsan bazı alışkanlıkları edinince devamını arıyor. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Sanırım olumsuzluklar nedeniyle araverdiniz galiba . Bahri beyin yazısındaki gibi insan doğup büyüdüğü yerleri o zamanlardi hali ile görmek istiyor. Ama zaman yokmu o zaman hem hayatı törpülüyor hem şehri törpülüyor hemde yaşanmışları. Bu hayatın içinden kopup giden SELAHATTİN abimizde olduğu gibi zamana uyuyoruz ama gönül uymuyor gözler hem şehri hem giden dostları arkadaşları sevdiklerini arıyor. Tüm dostlara arkadaşlara selamlar. Kendimize iyi bakalım yapay zekada gıpta ediyor bizim neslin yaşantısından.
    • Bahri SEZER 26 Temmuz 2026 . 12:59

      Slm, lar Erdoğan Ağabey Değerli yazılarınızı severek okurken bir yandanda ara verip hayallere dalıyorum. Yazmış olduğunuz ünlü karaçayır mahallesinde büyüdüm çocukluğum oralarda geçti. O kadar güzel çocukluk yaşadımki. O panayırın heryıl tadını cıkara cıkara yazıda gecen ciba dayı ve Yanık hayriyi tanıma fırsatım oldu. O günler bir daha asla geri gelmez. Bolu da eskiden herkes birbirini tanırdı. Bir yere alışverişe gidildiğinde sorulan ılk soru kimlerdensiniz olurdu. Gecenlerde yıllar sonra Boluya gittim. Ve tanıyamadım o güzelim şehri ne yazıkki. O eski patetes , buğday ekilen o ucsuz bucaksız tarlaların yerinde beton yığınlarıyla dolmuş bir şehir. Izzet baysal caddesinde bolulu bir tandık görmek imkansız.Icımden şanslıymıs bızım nesil son güzel yıllarını biz yasamışız. Saygılarımla . BS Almanya

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Erpiliç

    GÜNÜN SÖZÜ

    Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi