İsveç ve Finlandiya bile tanıdı, Bolu ise tanımamakta ısrar ediyor!

Mübeşşire.. Çocuk..       

Erdoğan Mühürcüoğlu

Mübeşşire.. Çocuk..       
    14 Temmuz 2022

     

           (Hava alanında cep telefonuyla ve aceleyle yazıldı.. Hatalar için peşinen özür)
           MÜBEŞŞİRE.. ÇOCUK.. 

           Gesi Bağları türküsünün Bolu'ya ait olabileceğini yazmıştım geçen  yazımda.. Annesinin kazayla ölümüne sebep olan Tahsin'in idam cezası aldığını, sevgilisi Mübeşşire'nin ise Kayseri'ye sürgüne gönderildiğini..
    * * *
           Yazımı paylaştıktan sonra Tahsin'in idam edilip edilmediğini soran arkadaşlar oldu.. Eşinin kim olduğunu merak edenler.. Aslında taslak halindeki yazıda vardı bu  bilgiler.. Yazıyı uzun bulup biraz kirpayım derken o bölümler de silinmişti maalesef.. İdam cezası  müebbete çevrilen Tahsin'in bir süre sonra hastalanıp vefat ettiği, Hancı Fahri Efendi'nin kız kardeşi olan eşi Safinaz'ın sonradan Tabaklar Mahallesi Albay Sokak'ta oturan 'Dombayların İsmail' ile evlendiği, Kayseri'ye sürgüne gönderilen sevgilisi Mübeşşire'nin kendisine aşık olan Bolulu gençlerin Kayseri'yi su yolu yapmasi üzerine bu defa Diyarbakir'a sürgün edilmesi ve orada vefatı.. 
    * * *
           Hatta Tahsin'in Bolu'da Zabit katibi olan kardeşi Hüsnü'nün olaylardan etkilenip kendini 
    Mudurnu'ya tayin ettirmesi de vardı silinen o bölümün içinde.. Mudurnu'da zabıt Katibi olarak çalışmaya devam ettiği ve orada evlenip yine orada vefat ettiği bilgisi..
    * * *
           Bir başka okurum ise üzerinden o kadar zaman geçmiş olmasına rağmen ve kimbilir kaçıncı kez "N'oldu sizin Büyüksu plajı? diye soruyor telefonda.. ''Hani Deniz Bisikleti, Kano, Jet Ski alıp koyacaktınız Büyüksu'ya.. Çanşa - Dadıç arasında gidip gelecekti sizin Jet Ski' ler.. Seferi 20 kağattan dünyanın parasını kazanacaktınız.. ''Aldınız mı Jet Ski'yi? 
    * * *
           Adamın sırf; ''aldınız mi Jet Ski'yi !'' diyebilmek için beni  aradığı o kadar belli ki.. Telefonu kapatıp söylene söylene sokağa attım kendimi.. Ayıpsa ayıp, dilimde Yanık Hayri abi'nin balkon konuşmalarından öğrendiğim yakası açılmadık cümleler..
    * * * 
            BAYRAM..
            Neyse.. Bu yıl da kazasız belasız bır bayram daha atlattık hayırlısıyla.. Ve bu bayram arifesinde de yine mezarlıklardaydı çoğumuz.. Kimimiz çığırtkanlarda, kimimiz Paşaköyü'nde, kimimiz Çıkınlar'da.. Bu bayram arifesinde de yine çiçekler tazelendi, yine mezarlar sulandı ve yine eğilip eğilip bir şeyler fısıldandı mezar taşlarına.. 
    * * *
           Hiç unutmam; 2013 yılıydı galiba.. Rüzgarlı, gök gürültülü bir gündü.. Yağmur birden bastırınca mezarlıktan çıkıp hızla arabalarına koşmuştu herkes.. Biraz önce mezar taşlarını okşayanlar, eğilip rahmetlinin kulağına bir şeyler fisıldayanlar.. Bir ben kalmıştım mezarlığa bisikletle gelen.. Bir de bir çalının arkasından beni acıyarak izleyen tarla faresi.. İki ayağı üzerine dikilmiş, ıslanmış..
    * * *
           Geçenlerde biri yazmıştı.. Kimdi yarabbim? Bir Bayram Masalı'ydı galiba yazının başlığı.. ''Bugün her şeyi unutmalısınız'' diyordu yazar.. Ne aklınızda kahrolası sorular, ne yüreğinizde hüzün, ne göz pınarlarınızda yaşlar olmalı..'' Ve yazar her bayram köşesine taşıdığı ''Hasta bir çocuğun masalı''nı hatırlamamızı istiyordu bizden.. Hasta çocuğun annesine; ''Bana bir masal anlat anne, içinde kurtlar da olsun kuzular da, ama kurtlar kuzuları yemesin'' diye ağladığını.. ''Masal gibi olsun, ama kurtlar kuzuları  yemesin..!
    * * *
          ÇOCUK..
          Bazen sen istemesen de hüzün gelir bulur seni.. Beni buluyor netekim.. Gazetenin birinde ilginç bir makaleye rahatlamıştım bir tarihte..
    * * *
           ''Dün matbaamıza 11 yaşında bir çocuk geldi'' diye başlıyordu o makale.. ''Titrek ince sesi ile ''Ben Bolu'luyum dedi.. Annemi hiç tanımadım, ben çocukken ölmüş.. İstanbul Adliyesi'nde mübaşir olan babam İsmail Efendi de geçenlerde öldü.. Bu sene dörde geçtim.. Babam ölünce kimsesiz kaldım.. Şişli'de Hacı Mansur Sokağı'nda oturan Tahir Efendi aldı beni yanına..''
    * * *
           ''Darüşşafakaya gittim almadılar.. Yatılı okul için maarife dilekçe verdim, olmadı.. Kapıyı aralık görünce buraya geldim.. Ne olur beni sokakta bırakmayın..''
    * * *
           ''Çocuk içini çeke çeke ağladı, onunla birlikte biz de ağladık.. Bu uslu ve temiz çocuk, kendini koruyacak bir yuva bulamazsa hali ne olur diye düşündük.. Bu zavallıya sahip çıkacak bir makam yok mu..? Bu çocuk sokakta kalmamalı, karanlık bir geleceğin kucağına düşmemeli bu minik Bolu'lu..''
    * * *
           13 Ekim 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki makale böyle bitiyor.. 90 yıl öncesinin Istanbul'unda bir gazete yazıhanesi ve o gazete yazıhanesinin aralık kalmış kapısından içeri süzülen zavallı bir çocuk.. Merak ettim doğrusu, kimdir, kimlerdendir bu çocuk diye..
    * * *
           Neyse..Teyyaremiz gelmis, anonsla yolcular Apron'a çağrılıyor.. Burada  keselim en iyisi..
           Hoşça kalın dostlar..
           Erdoğan Mühürcüoglu.. 14.07.2022

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak