Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Çeşme.. Seksek çizgisi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Çeşme.. Seksek çizgisi..
    23 Haziran 2023

         Çeşme.. Seksek çizgisi..

          ''Hatırlıyorum tabi'' dedim, ''Fırka'daydı sizin ev.. Vahap Tuncer'in, Eczacı Hilmi beylerin arka sokağında..'' Titiz Şahine Hanım’dan bahsettik biraz.. Vahap Bey'in eşi Hatice Hanım'dan.. Eczacı Hilmi Bey'den, Muzaffer Hanım'dan.. Havuzları, anıtsal merdivenleri akasya ağaçları ve girişteki aslan heykelleri ile Fırka’dan..

    * * *

          ''Sizin mahalleye gidince gurbete gitmiş gibi olurduk biz dedim.. Sizin sokakta bir ev olacaktı, ne zaman önünden geçsem çocukları azarlayan bir hanım olurdu balkonunda..

    * * *

          Deli Hatçe'ymiş o.. Vahap Tuncer'in eşiymiş.. Aslında deli falan değilmiş ama sürekli çocukları azarladığı ve sürekli ''İnersem aşağıya'' tehditleri savurduğu için "Deli Hatçe" ye çıkmış adı.. ''Güzel ve alımlı bir kadındı Allah için'' diyor.. Hafta sonları Vahap bey'le en şık elbiselerini giyer Çizmeci'ye giderlerdi yemeğe.. En şenlikli zamanlarıydı mahallenin.. Deli Hamide geçerdi sokaktan, Bacacı Lale geçerdi, ikişerli sıra halinde yürüyen köpekleriyle Deli Ömer geçerdi.. Deli Ömer'in Deli Hamide'ye aşık olduğu zamanlar..

    * * *

          Fırka'da donmuş havuzun üzerinde az mı kaymışız, az mı yuvarlanmışız havuza birlikte.. Evin altındaki tünelde bazen iki büklüm, bazen diz üstü yürüyüp az mı define aramışız.. Hiç birini hatırlamadım.. Sürekli ''hı hı'' dedim ayıp olmasın diye..

    * * *

          ÇEŞME..

          Son yazım hakkında konuştuk biraz.. 'Haklısın' dedim bizim sokaktaki çeşmeyi unutmuşum..Tabaklar Hamamını da daha önce yazdık diye yazmadım.. ''Olmaz ki!” diyor, 'musluğuna ağzımızı dayayıp su içtiğimiz, elimizi yüzümüzü yıkayıp, ferahladığımız çeşmeydi o.. O kadar da söyledim sana.. Üstelik senin anıların vardı o çeşme ile ilgili.. Hani kiremitle çizilmiş bir seksek çizgisi göstermiştin 70'lerde.. Papatya'nın çizdiği..

    * * *

          ''Sultan Abdülaziz'in ''tez zamanda yapıla !'' diye emir buyurduğu çeşme unutulur mu hiç? Hayratın arkasındaydı demez mi insan? Naime Hocanımın evinin biraz aşağısındaydı demez mi? Ben olsam Kamber Ağa'yı bile yazardım.. Her fırsatta evden kaçıp soluğu çeşme başında alan.. Bir cebinde 35'lik rakı şişesi, diğerinde çay bardağı..

    * * *

          ''Yazık'' diyor.. ''Ne çeşme kaldı şimdi oralarda, ne çeşme başlarının şarkılara konu olan romantizmi.. Sadece çeşme de değil, şehrin geçmişiyle ilgili ne kadar sembol varsa yok ettik biz.. Deveci Han, Çelebi'nin Hanı, Kara Şükrü'nün Han'ı, Kaptan'ın Han'ı, Hakkı Dayı'nın Han'ı, Nalbant Han, Çukur Han.. Nerede bunlar? Lafa gelince herkes yarış atı..

    * * *

          ''Ben olsam, eski Belediye'den başlarım yazmaya.. Tabaklar hamamına nasıl kumpas kurduk onu yazarım.. Fırka'yı, Gazipaşa Okulunu yazarım.. Ne bileyim, önündeki süs havuzuyla birlikte yok ettiğimiz postaneyi yazarım.. Hafta sonuna denk getirip yıktığımız Memleket Hastanesini yazarım.. O Memleket Hastanesi ki, şehri kırıp geçiren Frengi salgını sırasında inşa edilmiş.. ''

    * * *

           ''Aç bak Prof. Mehmet Temel'in yazdıklarına..1892 ile 1922 yılları arasında 17.770 kişi tedavi edilmiş o hastanede.. Bunlardan 10.378'i frengi hastası.. Ve işin en komik tarafı ne biliyor musun? Tarihi eser niteliğindeki Hastaneyi yıkmış, sonra da Hastanenin gasilhanesini 'Tarihi Kızılay Hamamı'' diye tescil ettirmişiz..''

    * * *

          FATMA İLE MÜBEŞŞİRE..

           Kafam karıştı.. ''Aç bak Prof. Mehmet Temel'in yazdıklarına'' dedi ya, eve döner dönmez ilk işim ona bakmak oldu.. Bu güne kadar hiç duymadığımız bir sürü şeye rastladım gerçekten.. Yakası açılmadık sözlere.. Bunları netameli bir konu olduğu için duymadık besbelli.. Frenginin önlenebilmesi için ''Kadın Oynatma ile mücadele'' konusu var.. Kastamonu veya Bolulu vatandaşların ellerinde Frengili olmadıklarına dair belgeleri yoksa Türkiye'nin hiç bir yerinde evlenemeyecekleri konusu var, şehirde hastalığı yaydığına inanılan Fatma ve Mübeşşire adlı iki Hanımın bir eve kapatılıp tecrit altına alınması var.. Ve en ilginç olanı da, Bolu'da Genelev açılması için yapılan çalışmalar..

    * * *

          Okurken Kamil Bilgihan'ın kömür kamyonlarıyla gittiğimiz Boluspor maçları geldi aklıma.. Ankara'da Papaz Oktay Abi'nin tuzağına düşüp 'Bentderesi ne tarafa düşüyor" diye adres sorduğumuz Büfeci geldi.. Elinden kaçarak zor kurtulduğumuz Büfeci..

    * * *

           SOL PEZEVENKLER..

          "Hani eski bir resme bakarken" diyordu ya Erol Evgin, "Hani yılları sayar da insan" diyordu ya, "Hani gözleri dolar ya birden.." Geçenlerde vefat eden Dom Ali'yi bu arkadaş da duymamış.. 8 mayısta İstanbul'da kaybettiğimiz Yurdaer Somay'ı da.. Dom Ali’nin Saray sinemasının önünde çekilmiş bir fotoğrafı vardı, onu gösterdim bu arkadaşa.. Mustafa Eren'in, Basri Fırat'ın, Mürşit'in, Ahmet Uslu'nun, Sabri Fırat'ın, Keçi Taner'in olduğu fotoğrafı..

    * * *

           Ve Yurdaer Somay'ın 1958 yılında, Ortaokulun önünde sınıfça çekilmiş fotoğrafını.. Utku Tüzer'in, Metin karageyik, Atilla Karaer, Nevzat Çınar, Hüseyin İka, Fikret Gezgin gibi arkadaşların olduğu fotoğrafı.. Kızlardan; Alev'in, Aysel'in, Meleknur'un..

    * * *

            ''Çok yetenekli biriydi Ali'' diyor.. ''Merasimlerde elindeki asa'yı sağa sola sallar, arada bir havaya atıp, bir kaç takla attırdıktan sonra tekrar yakalardı.. Sopa da sopaydı ha..! Fırınlanmış gürgenden, topuzu nikelajlı, kordonlu..''

    * * *

           ''19 Mayıs törenlerine hazırlanırdık Lisenin bahçesinde.. Önde Ali, arkasında biz.. Mürşit, Ahmet Uslu, Keçi Taner, Haluk Günceoğlu, Deve Erkan, Tingilli Uygur..''

    * * *

           ''Cahit Hoca'nın; ''Sol pezevenkler sol'' komutuyla dört dönerdik okulun bahçesinde.. En Davul'un ritmi ve Cahit Hoca'nın komutu eşliğinde dört dönerdik alanda.. Sol pezevenkler sol ! Sol pezevenkler sol..!

    * * *

           Ben de Bando'nun Baykan'ın önünde yağmura tutulduğu bir günü hatırlattım kendisine.. Gök gürlemesiyle bir anda bastıran yağmur'u, yağmurdan kaçışan, saçak altlarına sığınan öğrencileri ve bir anda yol kenarından şarıl şarıl akmaya başlayan suları.. Evde o güne ait bir fotoğraf olduğunu, bulursam paylaşacağımı söyledim kendisine..

    * * *

           Ölümden kaçış yok biliyoruz ama yine de her ölüm haberi ile sarsılıyoruz nedense.. Hele ölen, aynı şehri, aynı okulu, aynı sokakları paylaştığımız biriyse.. Bunu Yurdaer Somay ile 8 Mayısta bir kez daha yaşadık..

    * * *

            Ölüm var ve saati yok.. Geçenlerde biri yazmıştı.. Kimdi yarabbim? ''Dünyanın en zengin adamı 56 yaşında öldü’’ diyordu.. ''En zeki olanı 20 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.. Dünyanın en iyi boksörü son zamanlarında kibrit bile çakamaz durumdaydı.. Türkiye'nin en zengin adamını yaptırdığı süper lüks hastaneye yetistiremeyince Devlet Hastahanesinde öldü..

    * * *

           Bu günlük de bu kadar arkadaşlar.. Hoşça kalın, dostça kalın..

           Erdoğan Mühürcüoğlu..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak