Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Cenaze Marşı.. Chopin..​​​​​​​

Erdoğan Mühürcüoğlu

Cenaze Marşı.. Chopin..​​​​​​​
    5 Şubat 2023

          CENAZE MARŞI.. CHOPİN..

          Vay anasını! dedim.. Bizim cenaze marşı olarak bildiğimiz marşı Chopin başka bir amaçla yazmış meğer.. Bir akşam piyano sesini duyup yanına gelen sevgilisi, "bu çaldığın nedir Şopen'cim? diye sorunca; ''daha önce yazdığım bi parça vardı ona ekleme yapıyorum" demiş Chopin.. ''Ama Şopen'cim'' demiş sevgilisi, ''keşke biraz daha hareketli bişey olsaydı; bu biraz cenaze marşına benzemiş..'' Kurnaz Chopin ''Hahhaaayt! diye ayağa fırlamış, "ben de zaten cenaze marşı olarak besteledim bu parçayı aşkitom !"

    * * *

            O günden sonra ''Funeral March'' her yerde Cenaze Marşı olarak çalınmaya başlamış.. Başlamış ama Chopin bu parçanın cenaze marşı olmadığını biliyor ya, kendi cenazesinde çalınmasını hiç istememiş.. Kime rastladıysa ''benim cenazemde bunu değil, Mozart'ın 'Requiem'ini çalsınlar'' demiş vasiyet olarak..

    * * *

           Herkesin bir deliliği var.. Ben de yıllar öncesinin bazı olaylarını anımsattığı için ara sıra açar dinlerim bu marşı.. O günlerde yaşananların fon müziği gibi gelir, hüzünlenirim..

    * * *

            İlk kez dinlediğimde Saraçhane Camisi'nin karşısındaydım.. Kanaat Mağazası'nın tam önünde.. Önde Belediye Bandosu vardı, arkasında Vali Hakkı Ülgen, Belediye Reisi Necip Varlık ve bir kaç Milletvekili.. Ekmekçi Kadir ile Servet Bilir ilk aklıma gelenler.. Servet Bilir Adnan Menderes'le birlikte idam edilen Hasan Polatkan'ın eniştesi oluyor bu arada.

    * * *

           Herkes Sabri Yüzbaşı'yı konuşuyordu o gün.. Başçavuş Yusuf Duran'ın Erzurum'da Bölük Komutanı Sabri Arabacıoğlu'nu beylik tabancası ile öldürüp yine aynı silahla intihar ettiğini..

    * * *

            Biz de şehrin ''her durumdan vazife çıkaran çocuklarıyız o sıralar.. Süreyya Oteli altındaki matbaadan aldığımız 'Abant' gazetelerini kahvehane kahvehane gezdiriyoruz satmak için.. ''Yazıyoooorr'' diye bağırıyoruz, ''Bolulu Yüzbaşı Sabri'yi yazıyoooorr, Erzurum'daki cinayeti yazıyor..!''

    * * *

            Sadece bu olayda değil, her önemli olay sonrası gazeteler koltuğumuzun altında dört dönüyoruz şehirde.. Yoruldukça Cambazlar kahvesine giriyoruz mola vermek için.. İçinde Topal Lütfü Amcanın berber dükkanı da olan kıraathaneye.. Her kesimden insanın devam ettiği çok muhabbetli bir yer orası..

    * * *

            Alt katında Toraman'ın meyhanesi, karşısındaki evin ikinci katında Terzi Sadık Abi.. Kimi zaman parmağına zilleri takıp pencerenin önünde ''şakkıdı şakkıdı'' oynarken rastladığımız..

    * * *

           Karşıda Bakkal Recai'den yumurta pazarına, oradan da Mustafa Başaran Hoca'nın evine uzanan sokaklar.. Biraz ötede de İspirtocu Sadık'la Nezihi Baççavuş'un Koca Salih'in evinin önünü mesken tuttukları yer.. Nezihi Başçavuş'un çocukların sokakta unuttuğu mantar tabancasıyla Sadık'ın üzerine yürüdüğü, yaşanan itiş kakış sırasında patlayan mantar tabancasından Sadık'ın bir gözünü kaybettiği..

    * * *

            Bolu Gençlik'te top koşturan Rıza Çarıkçı'nın trafik kazasında vefatı da yine o yılların önemli olaylarından.. 1 Mayıs Bahar Bayramı günü, tam da Beşiktaş'a transferinin konuşulduğu günlerdeki ölümü.. O cenaze törenine ait bölük pörçük fotoğraflar hala durur gözümün önünde..

    * * *

           Kalabalık bir topluluk ve omuzlarda taşınan bir tabut.. En önde Saip Garipoğlu ve Cahit Sinan, arkasında Bandonun çaldığı cenaze marşına ayak uydurmaya çalışan öğrenciler.. Sol ayakla sol, sağ ayakla sağ kolunu sallayan, kol-ayak senkronunu bir türlü tutturamayan, ikide bir zıplayıp tabutun üzerindeki sanat okulu şapkasını düşmesin diye düzelten..

    * * *

           BAŞKA YERDE YAŞAYAMAM ABİ..!

            Cenaze marşı dendi mi doğal olarak Belediye Bandosu ve onunla özdeşleşmiş elamanları geliyor insanın aklına.. Genellikle de zabıtalardan oluşan elamanları.. Trampet çalan, Trombon çalan, Saksafon çalan, Klarnet, Zil, Davul çalan.. Ve Şefleri Turgut bey ile gençliğinde Üsküdar Musiki Cemiyetine devam ettiğini, ilk musiki bilgilerini oradan aldığını geçenlerde öğrendiğimiz Gazcı Şükrü amca..

    * * *

           Tüm şehir ''başka yerde yaşayamam abi !'' dedirtecek olayların içindeyiz o sıralar.. Gazcı Şükrü Amca da şehrin en renkli kişilerinden.. Protokol tribünü önünde ayakkabılarını paçalarında parlatacak kadar rahat, Valiyle konuşurken cebinden fısfısını çıkarıp kullanacak kadar umursamaz.. Seyircilerin arasında gördüğü birine iki parmak arası yapıp ''al al ! çekecek kadar da dalgacı..

    * * *

           Bir de onların her akşam Türk Ticaret Bankası üzerindeki çalışmaları var çocukluk anılarımızı süsleyen.. Turgut Bey yönetimindeki Bandonun şehrin her köşesinden duyulan marş sesleri.. İzmir Marşı, Onuncu Yıl Marşı ve her çalışmanın sonunda ''Hatırla sevgili..''

    *

           Hatırla sevgili

          O mesut geceyi

          Çamların altındaaaa

          Verdiğin buseyi..''

    *

          Buse'nin ne demek olduğunu bilmediğimiz, ihtimal hesaplarıyla anlamaya çalıştığımız zamanlar.. O mu demek, bu mu demek, şu mu demek? Sonra neden çamların altında..?

    * * *

            MANTAR TABANCASI..

            "Eyvah!" dedim "Vallaha gene o..!" eskiden Kontör bitene kadar konuşurdu, şimdi şarj bitene kadar konusur herhalde.. "Hayırdır tombiş? dedim ''gece gece..'' İki saattir beni arıyormuş.. Bitim kanlanmış, telefonları da açmıyormuşum artık.. ''Aşkolsun! dedim ''sen Akçay'daki evi aradın herhalde.. Erzurum'dayım ben.. Tontiş..!''

    * * *

           Sucu İhsan Taşdelen'den bahsettik biraz.. Onun Mudurnu çayını Çepni sapağına çevirip elektrik üretme fikrinden, ve o fikri hayata geçirmeye çalışan Ovabaşlı Hacı Dayı, Ata Eratay, Kolacı Abdullah Nurel, Ziya Ilgaz gibi isimlerin inanılmaz çabalarından..

    * * *

           1962'de Erkek Öğretmen Okulu müdürü Osman Kırbaş'ın kurduğu orkestra ile fırtına gibi esiyorlarmış şehirde.. Her yerde onlar varmış.. Panayır'da, Mahfel'de, Fırka'da, Karacasu'da..

    * * *

           Bayılıyorum böyle adamlara.. Panayır yerinde, kollarına dizdikleri halkalarla cilveli cilveli dolaşan halkacı kızları sıkıştırıyor anlattıklarının arasına.. Sakız çiğnerken, arada bir şişiren, şişirdiği balonu tekrar ağzına çekip çıtlata çıtlata çiğnemeye devam eden..

    * * *

          ''Bizim Çat Çat Haydar'lar da iyiydi'' diyorum.. ''Onlar da fırtına gibi esiyorlardı Bolu'da..Tevfik'ler, Cengiz'ler falan..! ''Cahil cahil konuşma'' diyor ''1962 den bahsediyorum ben.. Daha ne Tevfik var, ne Cengiz, ne de Çat Çat Haydar..''

    * * *

           ''Haydar'ın abisi desen hadi neyse.. Tayyar abinin birkaç plağı bile var o yıllarda.. 'Yonca Üçlüsü'yle yaptığı ''Deli gönül ne gezersin'' ve ''Pembe gül idim soldum'' şarkıları.. Bolu gençlik kulübünün de 2 numaralı futbolcusuydu rahmetli.. On parmağında on marifet..!''

    * * *

           Bacaklarımızın arasında çomaktan atlar, belimizde mantar tabancalarıyla az mı oyunlar oynamışız Fırka'da, az mı Aile sinemasının kapısında boynumuzu büküp beklemişiz, Acısınlar da bizi içeri alsınlar diye..

    * * *

           Telefonu kapattıktan sonra, ''Bir kaç fotoğraf attım sana Watsaptan'' demişti, onlara baktım biraz.. Baktım da, Rahmetli Ali Haydar Kutlu ile çevresini saran öğrenciler var o fotoğraflarda.. Kah ışığa tutarak, kah biraz büyüterek baktım tanıdık biri var mı diye.. Meğer hepsi de Herodot Hoca'nın Giresun Öğretmen Okulu'nda çalıştığı yıllara ait fotoğraflarmış..

    * * *

          Neyse.. Yine mi çok uzattık? öyleyse bu günlük de bu kadar..

          Hoşça kalın..

         Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak