Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Kulver Kalesi.. Alaman Doktoru.. Dalgıç.. 

Erdoğan Mühürcüoğlu

Kulver Kalesi.. Alaman Doktoru.. Dalgıç.. 
    16 Nisan 2023

       KULVER KALESİ.. ALAMAN DOKTORU.. DALGIÇ..

         Radyoda ''Benzemez kimse sana'' yı söylüyor Faruk Tınaz.. Dalmış gitmisim şarkıyı dinlerken.. O şarkının ve onun gibi onlarcasının bestekarı Fehmi Tokay'ı düşünüyorum.. ''Geçti bahar Hazan Erdi Bu Yerde - Tutam Yar Elinden Tutam'' gibi unutulmaz şarkıların bestekarını..

    * * *

         O'nun Bolu'da Nafia Müdürlüğü'nde mühendis olarak çalıştığı yıllar geçiyor gözümün önünden.. Onunla ilgili okuduklarım geçiyor.. Kendisi gibi Bolu'da görevli Müzik Hocası Hafız Sadık Bey'le olan arkadaşlıklarını düşünüyorum, Arasta esnafıyla kurduğu dostlukları, her akşam onları boş bir dükkanda toplayarak şarkı söylemeyi, ilahi okumayı öğrettikleri Bolu gecelerini.. Cılız ışıkların aydınlattığı arasta sokaklarından yükselen ''düm teka, düm tek'' seslerini, ''Failatün failatün failün'' leri..

    * * *

         Her şehirde olduğu gibi Bolu'da da şehrin nabzının attığı yer Arasta çarşısı.. Kadın-erkek, köylü-kentli, müslim, gayrimüslim her tür insanın uğradığı ve her türlü ihtiyacın karşılandığı..

    * * *

         Bakırcılar çarşısından başlayıp Taşhan'a, oradan arastaya uzanan arnavut kaldırımlı sokaklar.. Bakırcı, Terzi, Berber, Şapkacı dükkanları.. Dükkanların üzerinde dar ve dik bir merdivenle çıkılan Şehir Kulübü.. Şehir Kulübü'nün ser verip sır vermeyen beyaz ceketli ''tembihli'' garsonları.. ''Falanca bey yukarıda mı? şeklindeki her soruya 'baktıralım efendim" yanıtı veren..

    * * *

         Ve Taşhan.. Üzeri saç kaplı ve kocaman kanatlı kapıları ile çocukluğumuzun Kulver Kalesi.. İçerde Tommiks, Konyakçı ve Doktor, dışarda, yüzleri boyalı, burunlarında 'Fatmagül' çiçekleri ve ellerinde mızraklarla Apaçiler.. Başlarında da İhsaniye mahallesinden Arap Yahya..

    * * *

         Şehrin tek siyahi kişisi Ayakkabıcı Arap Yahya.. Yanlışlıkla dükkanına girsen kendini bir Amerikan filminde zannedersin.. Ağzında küçük çiviler, önünde örs, ve elinde çekiçle sanki Amerikalı zenci oyuncu Morgan Freeman.. Arastanın birbirine bitişik küçücük dükkanlarında Arasta Esnafı.. Kambur Halil, İrfan Çınar, Arif Özbaş, İbrahim Özbilen. Hulusi Kibaroğlu, Sayacı Şeref Ergin, Fettah Usta, Koca Topçu Mehmet Özkuru, İsmail Özşahin. Mehmet Özgül..

    * * *.

          Komşuluk ilişkileri ve gündelik yaşamıyla oldukça renkli, oldukça eğlenceli bir yer orası.. Komşusunun kapısına habersizce köpek bağlayan mı ararsın, "Sahte Müşteri" gönderip komşuyu delirten mi? Büyük Cami'nin altında dükkanında Doktor lakaplı Aktar'ın başından bi teneke su bile dökmüşlerdi kaza ile oldu diyerek..

    * * *

          ALMAN DOKTORU..

         İnsan gurbette tanıdık bir yüze rastlayınca seviniyor.. Epey konuştuk, eski günleri yad ettik Fethi'yle.. O sordu ben söyledim, ben sordum o söyledi.. Çok ilginç şeyler dinledim kendisinden.. ''Yok artık'' dedirtecek cinsten şeyler.. Pazarda ''Alman doktoru geldi vatandaaaşş! diye dolaşan adamı bile anlattı Fethi.. Ulan diyorum içimden, Alman doktor da mı vardı Bolu'da? Muazzez Hanımın eşi Hans Abi olmasın doktor zannettiği..?

    * * *

         Değilmiş; pazarda 'Sülük' satan adamdan bahsediyormuş.. Elinde sülük dolu şişelerle ''Alman doktor geldi vatandaş! diyerek dolaşan adamdan..

    * * *

          Eczacı Hilmi Bey'in komşusu Titiz Şahine'yi bir kez de ondan dinledim.. Vahap Tuncer'in eşi Hatice Hanım'ın taa pazaryerinden duyulan ''Arya'' larını, Dibekbaşı Sokak'taki Hacer Hanım'ı, Hamide'yi, Deli Vasfi'yi.. Ve Akpınar Mahallesinden Gıcıkların Zehra'yı Ablayı.. Evlere tahta silmeye giden yolda rastlayıp ismini hatırlayamadığı herkese "kıızz siydüklüüü !" diye seslenen..

    * * *

          Mesaj kutuma attığı fotoğrafı hatırlatıyor bana.. ''İnsan iki satır bişey yazar'' diyor.. Görmedim'' diyorum, ''görsem yazmaz mıyım?'' Baktım, Şehir Sinemasının arkasındaki Garaj' var o fotoğrafta, otobüse binmeye hazırlanan bir gurup yolcu var.. Bursalı Kahya ve onun uzattığı valizleri otobüsün üzerindeki bağaja yerleştirmeye çalışan muavin var..

    * * *

         Ve Kamil Ağa var.. Garajdaki tuvaletin bekçisi.. İş çıkarsa hamallık da yapan.. Şehrin Yedi cephede savaşan üç istiklal madalyalı Hamalı.. Belinde kayış, omzunda urgan, ayağında yıpranmış asker postalları.. Fotoğrafın arka planında ise günde üç seans yapan Şehir Sineması.. Bazen dışarı çıkmayıp bir köşesinde saklandığımız, Büfeci Salih Abi'nin bizi el feneriyle köşe bucak arayıp asla bulamadığı.. Makina Dairesinden perdeye uzanan ışıkların büyüsüne kapıldığımız yıllar.. Yeni Sinema, Saray Sineması, Başak Sineması, Çiçek Sineması.. Ne filmler izledik o sinemalarda ne filmler.. Ali MacGraw ile Ryan O'Neal'in oynadığı Love Story'den tut, Ömer Şerif'in Dr. Jivago'suna kadar..

         * * *

         Love Story deyince; Geçenlerde Ryan O'Neal ile Ali McGraw'ın fotoğrafları yayınlandı bir dergide.. Baktım da; gençlik hayallerimizi süsleyen o kızdan şimdi eser kalmamış; filmin yakışıklı 'Esas Oğlan'ı ise sanki Sumo Güreşçisi.. Ben Ali McGraw dendi mi rahmetli komşum Mehmet Cop'u hatırlarım.. Ve onun trafik kazasında kaybettiği güzel kızı Nazan'ı.. Bizim ''Love Story'' filminin Ali McGraw'ına benzettiğimiz..

          NELER OLMUYOR ŞU HAYATTA..

         Okurken ürperdim resmen.. Çok büyük bir orman yangınından bahsediliyor bir dergide.. Birkaç gün süren yangın ve sonrasında ormanda bulunan Dalgıç cesedinden.. Sırtında oksijen tüpü, ayağında paletler ve ağzında Şnorkel olan.. Dergide cesedin ormanda bulunmasına kimsenin bir anlam veremediği, her kafadan bir ses çıktığı, yetkililerin olayı aydınlatmak için harıl harıl çalıştıkları anlatılıyor..

    * * *

          Araştırmalar sonunda Dalgıçın ormana yakın bir yerde su altı araştırmaları yaptığı ve bu sırada yangın söndürme uçaklarından birinin denizden su alırken Dalgıcı da deposuna çektiği anlaşılıyor.. ve onu yanan ormanın bulunduğu yere taşıyıp alevlerin ortasına bıraktığı.. Ürperdim..''Nasıl bir şans bu'' dedim okurken.. Ya da nasıl bir şanssızlık.. ''Ayağa değmedik taş başa gelmedik iş olmaz'' demiş atalarımız, vallahi doğru..

    * * *

          Rahmetli Emil Hoca'nın başına gelen bir şanssızlığı anlatmıştı bir arkadaş.. Onun Kapalı spor salonunda Eşref Bitlis Paşa'nın da aralarında olduğu bir topluluğa yaptığı konuşmayı.. Kürsüye çıkan Emil Hoca'nın sert bir topuk selamıyla başladığı ve yine sert bir topuk selamı ile bitirdiği konuşma.. Konuşmasının sonunda olanca gücüyle "arz ederim paşam! derken ağzından fırlayan takma dişleri, dişlerin cilalı parke üzerinde yaptığı yolculuk.. Emil Hoca kürsüde esas duruşta, dişler Eşref Paşa'nın önünde.. Hocanın kısa bir tereddütten sonra koşarak takma dişleri alması ve yeni bir topuk selamıyla çıkış kapısına yönelmesi var bir de..

    * * *

           Şansa bakar mısınız? Sen o kadar hazırlan, konuşma metni hazırla, bir kaç kez de prova yap, sonra da böyle bir şansızlığın içinde bul kendini.. Neyse.. Nur içinde yatsın sevgili Hocam diyerek bitirelim bugün de.. Rahmet olsun..

         Hoşça kalın..

         Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU.. 16. 04. 2023

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    GÜNÜN SÖZÜ

    Önemli olan akıllı olmak değil, aklı yerinde ve zamanında kullanmaktır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak